Boyabat Panayırı’nın Ardından

Her yıl geleneksel olarak panayır yerinde kurulan Tarihi Boyabat Panayırı, yalnızca eğlencenin ve alışverişin değil, aynı zamanda bir kültürün, bir hatıranın yeniden doğuşudur.

Çevre köylerden, ilçelerden ve kentlerden gelen yüzlerce insan, bir hafta boyunca şehrin —teşbihte hata olmasın— kalbine hayat üfler; sokaklar kahkahalarla, tezgâhlar renklerle, meydanlar sohbetlerle dolup taşar.

Ne var ki, panayırın ışıkları söndüğünde, davulların sesi ve insanların uğultusu sustuğunda, geriye kalan yalnızca hatıralar değildir. Bir başka miras daha kalır; hem de çok ağır.

Yerlere saçılmış poşetler, kırık şişeler, yağlı kâğıtlar, plastik yığınları… Sanki şehrin üzerine bir çöp örtüsü serilmiştir.

Bu manzara yalnızca belediye işçilerinin omzuna yüklenemez. Çünkü o çöpler, bir zihniyetin, bir ihmalkârlığın, bir “nasıl olsa başkası temizler” kolaycılığının ürünüdür.

Unutulmamalıdır ki ortak alanlar herkesin malıdır; dolayısıyla herkesin sorumluluğudur. Çöp yalnızca toprağı kirletmez; vicdanı da kirletir.

Bir poşeti yere atmak, aslında kendi onurunu yere atmaktır. Çünkü o poşet, rüzgârla komşunun kapısına sürüklenir, yağmurla derenin yatağına karışır, en sonunda da bir çocuğun ayakkabısına yapışır. Çöpün yolculuğu, ihmalkârlığın utanç haritasıdır.

Boyabat Panayırı’nın ardından ortaya çıkan bu tablo, bize basit ama ağır bir hakikati hatırlatıyor: Temizlik bir görev değil, bir kültürdür; bir alışkanlık değil, bir ahlâktır.

Belediyenin süpürgesi ne kadar hızlı olursa olsun, toplumun vicdanı kirliyse sokaklar temiz kalmaz.

Artık “pes” demenin zamanı geçti. Şimdi “ben de sorumluyum” demenin zamanı. Çünkü bir toplum, ortak alanlarına nasıl davranıyorsa, geleceğine de öyle davranır.

Çöpünü yere atan, aslında geleceğini çöpe atar.

Boyabat’ın toprağı, bizim vicdanımızın aynasıdır. O aynayı kirletmek, kendi yüzümüzü karartmaktır. O aynayı temiz tutmak ise, çocuklarımızın gözlerine onurlu bir gelecek bırakmaktır.

Panayırın coşkusunu yaşatmak istiyorsak, ardından utanç değil, temiz bir alan bırakmalıyız. Çünkü gerçek coşku, gerçek şenlik, ancak temiz bir vicdanla mümkündür.