Bir Gönülde Yer Edinmek
Hayatın gürültüsü içinde insanın sesini duymak giderek zorlaşıyor. Şehirler büyüyor, binalar yükseliyor, yollar uzuyor; fakat bütün bu büyümenin ortasında gönüller birbirinden uzaklaşıyor.
Aynı sokakta yürüyen insanlar birbirlerinin yüzlerine bakmadan geçiyor, aynı apartmanda oturan komşular birbirlerinin dertlerinden habersiz yaşıyor, aynı safta omuz omuza duran insanlar bazen birbirlerinin kalbine dokunamıyor.
Oysa insan, yalnızca aynı mekânda bulunmakla değil, bir gönülde yer edinmekle yakınlaşır.
İşte Camiler ve Din Görevlileri Haftası, bu büyük hakikati yeniden hatırlamak için müstesna bir fırsattır.
Bu hafta, yalnızca camilerimizin güzelliğini, minarelerimizin ihtişamını, mihraplarımızın vakarını ve din görevlilerimizin fedakârlığını konuşma haftası değildir. Aynı zamanda kendimizi, birbirimizle kurduğumuz ilişkileri, insanlara dokunma biçimimizi ve din hizmetinin hayatın içindeki karşılığını sorgulama haftasıdır.
Çünkü din hizmeti, yalnızca anlatılan hakikatlerden ibaret değildir; yaşanan, hissedilen ve başkalarının hayatında iyiliğe dönüşen hakikatlerin bütünüdür.
Minarelerden yükselen ezanın gönüllerde karşılık bulması, mihrapta verilen mesajın hayata taşınması, camide kurulan kardeşliğin sokakta, çarşıda, evde ve iş yerinde devam etmesi gerekir.
Bugün belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
Biz insanlara yalnızca dinimizi mi anlatıyoruz, yoksa dinimizin rahmetini de hissettirebiliyor muyuz?
Yeri gelmişken şunu özellikle belirtmek istiyorum: Çağımızın ihtiyacı, bilgiden merhamete, güzel sözden güzel davranışa geçebilmektir.
Yaşadığımız çağ, yalnızca edebiyatın, düşüncenin ve güzel sözün çağı değildir; aynı zamanda eylemin, sorumluluğun ve insanın insana karşı vazifesini yerine getirmesinin de çağıdır.
Güzel söz elbette değerlidir. İlim, irfan, hikmet ve edebiyat, insan ruhunu besleyen büyük nimetlerdir. Fakat söz, davranışa dönüşmediğinde eksik kalır.
Anlatılan merhamet yaşanmadığında, öğütlenen kardeşlik ilişkilerimize yansımadığında, tavsiye edilen iyilik başkalarının hayatını kolaylaştırmadığında söz ile hayat arasındaki köprü yıkılmaya başlar.
İnsanlar artık yalnızca kendilerine ne söylendiğine değil, kendilerine nasıl davranıldığına da bakıyor.
Kırgın bir insan, kendisine sabır anlatılmasından önce sabırla dinlenmek istiyor.
Yalnızlık çeken bir yaşlı, vefa üzerine konuşulmasından önce kapısının çalınmasını bekliyor.
Borçlarıyla boğuşan bir aile, yardımlaşmanın faziletlerini dinlemek kadar birilerinin kendisine el uzatmasını da arzuluyor.
Gençler, ahlâk üzerine verilen nasihatlerin yanı sıra kendilerine güvenen, onları anlayan ve hayata hazırlayan örnek şahsiyetler görmek istiyor.
Öyleyse din hizmetinin başarısını yalnızca kürsüde anlatılanların çokluğuyla ölçemeyiz.
Asıl ölçü; o sözlerin kaç gönülde umut yeşerttiği, kaç insanın yalnızlığını azalttığı, kaç aileye huzur taşıdığı, kaç kırgınlığın giderilmesine vesile olduğu ve kaç insanı iyiliğe yönelttiğidir.
Unutmayalım ki bir hakikatin dildeki güzelliği kadar hayattaki karşılığı da önemlidir.
İyiliği anlatmak güzeldir; iyiliği yaşatmak ise o güzelliği insanlığın ortak mirasına dönüştürmektir.
Camiler ve Din Görevlileri Haftası'nın gönüllerimizin birleşmesine, kardeşliğimizin güçlenmesine, merhametimizin çoğalmasına ve din hizmetinin hayatın her alanında iyiliğe dönüşmesine vesile olmasını diliyorum.
Çünkü en güzel hizmet, bir gönülde yer edinmek; en kalıcı eser ise o gönülde iyilikle yaşamaya devam etmektir.