Yaşlılar ve Yalnızlık
Bir önceki yazımızda “Yaşlılar ve Yaya Kaldırımları” konusuna değinmiş, şehir merkezindeki belirli caddelerde yapılan düzenlemelerin önemine dikkat çekmiş ve şu ifadeyi kullanmıştık:
“Ancak erişilebilirlik yalnızca birkaç ana caddeyle sınırlı tutulmamalıdır. Mahallelerden çarşıya, sağlık kuruluşlarından kamu binalarına, parklardan toplu taşıma duraklarına kadar bütün şehir, erişilebilirlik perspektifiyle yeniden değerlendirilmelidir.”
Evet, şehir yaşamında yaya kaldırımlarının önemi göz ardı edilemez. Ancak yaşlılarımızın karşı karşıya olduğu sorunlar yalnızca fiziksel engellerle sınırlı değildir.
Fiziksel engellerin yanında yaşlılarımızın karşı karşıya kaldığı daha sessiz bir sorun bulunmaktadır: O da yalnızlıktır.
Üstelik yalnızlık yalnızca şehir yaşamına özgü bir sorun değildir. Köylerimizde yaşayan yaşlılarımız da benzer sorunlarla karşı karşıya kalabilmektedir.
Yaş ilerledikçe sosyal çevre daralabilmektedir. Eş kaybı, çocukların başka şehirlerde yaşaması, arkadaşların birer birer hayattan çekilmesi ve mahalle kültürünün zayıflaması, yaşlı bireylerin kendilerini toplumdan uzak hissetmelerine neden olabilmektedir.
Eskiden mahallede yaşayan yaşlı bir insanın yalnız kalması kolay değildi. Komşusu kapısını çalar, hâlini hatırını sorardı. Bir tabak yemek gider, bir bardak çay içilir, birkaç kelime de olsa sohbet edilirdi.
Bugün ise aynı apartmanda yaşayan insanların birbirini tanımadığı bir hayatın içerisindeyiz.
Teknoloji iletişim imkânlarını artırdı; ancak insan ilişkilerinin sıcaklığını her zaman koruyamadı.
Bir telefon ekranında yüzlerce insanla iletişim kurabiliyoruz. Fakat yan dairede yalnız yaşayan yaşlı komşumuzun günlerdir dışarı çıkmadığını fark etmeyebiliyoruz.
İşte bu çelişki üzerinde düşünmek zorundayız.
Çünkü yaşlılıkta yalnızlık, yalnızca “tek başına yaşamak” değildir. Asıl yalnızlık, kimsenin sizi merak etmediğini, aramadığını ve hatırlamadığını düşünmektir.
Boyabat gibi güçlü bir yerel kültüre ve köklü bir geçmişe sahip şehirlerde yaşlıların toplumsal değeri daha da büyüktür.
Yaşlılarımız, Boyabat'ın hafızasıdır.
Çünkü bir şehrin geçmişi yalnızca arşivlerde ve kitaplarda yaşamaz. Geçmiş, onu yaşamış insanların hafızalarında da saklıdır.
Eski Boyabat'ı en iyi kim anlatabilir?
Geçmişteki mahalleleri, dükkânları, gelenekleri, bayramları, düğünleri, kışları, tarlaları, pazarları ve insan ilişkilerini kim hatırlıyor?
Tabii ki yaşlılarımız...
Onların anlattığı her hikâye, aslında şehrin sözlü tarihinin bir parçasıdır.
Bu nedenle yaşlılarımızı yalnızlığa terk etmek, yalnızca bir insanı yalnız bırakmak değildir. Aynı zamanda bir şehrin hafızasının da yavaş yavaş silinmesine izin vermektir.
Boyabat'ın yaşlıları, yalnızca korunması gereken bireyler değildir. Onlar, şehrin geçmişiyle geleceği arasında köprü kuran değerlerdir.
Öyleyse yaşlılarımız için neler yapılabilir?
İlk olarak yaşlılarımızın günlük yaşamlarında karşılaştıkları sorunları tespit etmek önemlidir. Ancak asıl önemli olan, bu sorunlara çözüm üretmektir.
Öncelikle Boyabat'ta kapsamlı bir erişilebilirlik çalışması yapılmalıdır. Kaldırımlar mahalle mahalle incelenmeli, engelli rampaları standartlara uygun hâle getirilmeli ve kaldırım işgallerinin önüne geçilmelidir.
Toplu taşıma araçlarının yaşlı ve engelli vatandaşların kullanımına uygunluğu artırılmalıdır. Elektrikli engelli araçlarının kullanımının yaygınlaştığı günümüzde, uygun noktalarda şarj istasyonlarının oluşturulması da şehir planlamasının bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
Bunun yanında yaşlıların sosyal hayata katılımını artıracak çalışmalar da yapılmalıdır.
Mahalle bazında yalnız yaşayan yaşlılar belirlenebilir. Belediyeler, muhtarlıklar, sivil toplum kuruluşları ve gönüllüler arasında bir dayanışma ağı oluşturulabilir. Düzenli ziyaret programları hayata geçirilebilir.
Kültürel ve sosyal etkinliklerde yaşlıların yalnızca izleyici değil, anlatıcı ve aktarıcı olarak yer almaları sağlanabilir. Gençlerle yaşlıları buluşturacak projeler geliştirilebilir.
Örneğin bir genç, bir yaşlıyla haftada yalnızca bir saat sohbet ederek onun hayat hikâyesini dinleyebilir. Basit gibi görünen bu çalışma, hem yaşlı bireyin kendisini değerli hissetmesini sağlayabilir hem de genç kuşağın şehrin geçmişini tanımasına katkıda bulunabilir.
Çünkü bazen sosyal politika, büyük binalardan ve büyük bütçelerden önce insana ayrılan zamandır.
Yaşlanan bir nüfusla karşı karşıyayız. Artık yaşlılığın ve yaşlılıkla birlikte ortaya çıkabilen yalnızlık sorununun nasıl aşılacağını ve bu konuda nasıl çözümler üretileceğini açıkça konuşmamız gerekiyor.
Ne zaman bir yaşlı vatandaşımız, kaldırımlarda yürürken önüne çıkacak engelleri düşünmek zorunda kalmayacak?
Ne zaman toplu taşımaya binerken yardım beklemeyecek?
Ne zaman elektrikli engelli aracıyla şehir içinde güvenli ve bağımsız biçimde hareket edebilecek?
Ne zaman yalnız yaşayan yaşlılarımız düzenli olarak hatırlanacak ve ziyaret edilecek?
Ne zaman yaşlılık politikası, şehir yönetiminin temel gündemlerinden biri olacak?
Bu soruların muhatabı yalnızca belediye değildir. Kamu kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının, muhtarların, esnafın ve vatandaşların da bu konuda sorumluluğu vardır.
Bununla birlikte yerel yönetimlerin öncülük etmesi, koordinasyonu sağlaması ve erişilebilirliği bir şehir politikası hâline getirmesi büyük önem taşımaktadır.
Çünkü yaşlı bir vatandaşın karşılaştığı sorun, yalnızca bireysel bir talep olarak görülmemelidir.
Bu, toplumun tamamını ilgilendiren bir meseledir.
Aslında mesele çok basit bir soruya dayanıyor: Nasıl bir Boyabat istiyoruz?
Yalnızca binaları yükselen, yolları asfaltlanan, meydanları düzenlenen bir Boyabat mı? Yoksa yaşlısının rahat yürüdüğü, engellisinin bağımsız hareket edebildiği, çocuğunun güvenle oynadığı, yalnız yaşayan insanının kapısının çalındığı, komşuluğun ve dayanışmanın hâlâ yaşadığı bir Boyabat mı?
Çünkü şehirler yalnızca betonla inşa edilmez.
Bir şehri şehir yapan; yolları kadar insanları, meydanları kadar hatıraları, binaları kadar vicdanıdır.
Bugün yaşlılarımız için yapacağımız her düzenleme, aslında yarının Boyabat'ını şekillendirecektir.
Çünkü hepimiz bir gün yaşlanacağız.