Boyabat’ta Kanlıca Mantarı Zamanı

Sonbahar, Boyabat’ın ormanlarında bir başka güzeldir.

Sis, Elekdağı'nın eteklerinde ince bir tül gibi gerilir; çam iğneleri ıslak toprağın üzerine dökülürken, yağmurun ardından gelen o hafif, nemli koku her şeyi değiştirir.

İşte o kokuyla birlikte, toprağın altından yükselen kızıl bir müjde belirir: Kanlıca mantarı.

Halk arasında “kanlıca”, “elicek”, “ebişek” ya da kimi yerlerde “melki” diye anılan bu mantar, Lactarius ailesinin o turuncu-kırmızı şapkalı çocuklarından biridir.

Kesildiğinde damlayan sütü turuncuya çalar, şapkası hunimsi bir zarafetle açılır, gövdesi ormanın nemini içine çeker.

Boyabat’ın çam ve kayın ormanlarında, özellikle yüksek kesimlerde ve yaylalarda, sonbahar yağmurlarının ardından birdenbire çoğalır.

Sanki doğa, uzun yaz uykusundan uyanıp “buyurun, bu sizin payınız” der.

Bu sıralar sabahın köründe, henüz güneş dağların ardında gizlenirken, ellerinde sepetleriyle yollara düşenler var:

Teyzeler, amcalar, gençler… Bazen bütün aile.

Dikenli çalılıkların arasından, sarp yamaçlardan, iğne yaprakların altından bir bir çıkarırlar kanlıcaları.

Kolay değildir bu iş. Ormanda kaybolma riski, diken, yorgunluk… Seyrek de olsa ayı ve domuzla karşılaşma.

Ama her bulunan mantar, bir zaferdir.

Pazara inildiğinde, Boyabat’ın köy pazarında o taze, nemli, kızıl yığınlar tezgâhlara dizilir.

Kilogramı sezonun başında çok yüksek olur; bereket arttıkça fiyatı da düşer.

Kimileri taze taze kızartır, kimileri mangalda közler, kimileri de kış için turşu kurar. Haşlanır, şoklanır, sarımsak, sivri biber, limon tuzu ve sirke ile kavanozlara basılır.

Maydanoz dalı da unutulmaz; tabii küflenmesin diye.

Bu sadece bir lezzet değildir. Boyabat’ın kırsalında kanlıca, alın terinin karşılığıdır.

Kırk günlük kısa bir sezon içinde bir ailenin otuz, kırk bin lira ek gelir elde edebildiği söylenir.

Günde ortalama bin lira… Kırsalda bu rakamlar, kışın odununu, çocuğun okul masrafını, evin mutfak ihtiyacını karşılar.

Mantarlar sadece yerel sofralarda kalmaz; aracılar vasıtasıyla İstanbul’a, Ankara’ya, Muğla’ya, Manisa’ya yollanır.

Ormandan sofraya uzanan bu zincir, sessiz bir ekonomik canlanmadır.

Ama asıl derinliği başka yerdedir.

Kanlıca, Boyabat’ın kimliğinin bir parçasıdır. “Etten lezzetli” denir ona.

Sofraya geldiğinde, misafire ikram edildiğinde, o koku evin içini doldurur.

Çocukluğunu ormanda geçirmiş biri için bu koku, anıdır; yağmurun sesi, çamın gölgesi, babanın sepeti…

Modern dünyanın aceleci mutfaklarında unutulmaya yüz tutmuş o yavaş, sabırlı, doğayla uyumlu hayatın küçük bir hatırlatıcısıdır.

Elbette temkinli olmak gerekir. Zehirli türlerle karıştırılmaması, tek başına bilinmeyen ormanlara girilmemesi, toplanırken toprağın ve ağaçların zarar görmemesi…

Doğa cömerttir ama sınırsız değildir.

Her yıl aynı bereketi beklemek, ormanları korumakla, aşırı toplamayı önlemekle mümkündür.

Kanlıca mantarı, bize hatırlatır: Toprak, ancak ona saygı duyulduğunda verir.

Şimdi Boyabat’ta kanlıca zamanı...

Sisler dağılıyor, pazarlar canlanıyor, mutfaklar kokuyor. Ormanın kızıl hediyesi, bir kez daha sofralara, ceplere ve yüreklere iniyor.

Bu bereketi, bu emeği, bu lezzeti korumak ve yaşatmak, yalnızca toplayıcıların değil, hepimizin sorumluluğudur.

Çünkü kanlıca, sadece bir mantar değildir; Boyabat’ın sonbahar güzelliğidir.