Yaşlılarımıza Sahip Çıkmak
Bir şehrin kaldırımlarına baktığımızda yalnızca betonun, taşın veya asfaltın durumunu görmeyiz. Aslında o kaldırımlar bize, “Bu şehirde kimler rahatça yürüyebiliyor?” sorusunun da cevabını verir.
Önceki yazılarımızda yaşlılarımızın ve hareket kabiliyeti kısıtlı vatandaşlarımızın karşılaştığı yaya kaldırımı sorunlarını ele aldık. Ardından, fiziksel engeller kadar görünmeyen ancak insan hayatını derinden etkileyen yalnızlık sorununa dikkat çektik.
Bugün ise bütün bu meseleleri tek bir başlık altında toplamak istiyorum:
Yaşlılarımıza sahip çıkmak.
Çünkü konu yalnızca kaldırım değildir.
Konu yalnızca rampa değildir.
Konu yalnızca toplu taşıma değildir.
Konu yalnızca yalnızlık da değildir.
Bütün bu sorunların ortak noktasında insan vardır.
O insan, bugün yaşlı bir vatandaşımızdır.
Bugün sağlam bastığımız kaldırımlarda yarın bastonla yürüyebiliriz.
Bugün hiç düşünmeden çıktığımız merdivenleri yarın aşmakta zorlanabiliriz.
Bugün kolayca bindiğimiz bir toplu taşıma aracının basamağı, yarın bizim için ciddi bir engel hâline gelebilir.
Bugün kalabalıklar içinde yaşarken yarın sessiz bir evde, kapımızın çalmasını bekleyebiliriz.
İşte bu nedenle yaşlılık, başkalarının başına gelen uzak bir hayat dönemi değildir. Hepimizin hayat yolculuğunun doğal bir parçasıdır.
Bugün genç olan da, sağlıklı ve hareketli olan da yarının yaşlı adayıdır. Bu yüzden yaşlılarımızın karşılaştığı sorunlara yalnızca onların sorunu olarak bakamayız.
Onların yaşadığı şehir, aslında bizim de gelecekte yaşayacağımız şehirdir.
Yaşlanmak, toplumdan uzaklaşmak anlamına gelmemelidir.
Bir insanın yaşı ilerledikçe hayat tecrübesi, bilgisi ve birikimi yok olmaz. Aksine, yılların kazandırdığı deneyim toplum için önemli bir değerdir.
Boyabat'ın yaşlıları, bu şehrin yalnızca yaşayan tanıkları değil, aynı zamanda hafızasıdır.
Onların hafızasında eski Boyabat vardır.
Mahalleler vardır.
Eski dükkânlar, pazarlar, bahçeler, bayramlar ve düğünler vardır.
Komşuluk vardır.
Dayanışma vardır.
Bugün belki birçoğunu hatırlamadığımız, hatta bir kısmını hiç bilmediğimiz hayatların hikâyeleri onların hafızasında yaşamaktadır.
Eski Boyabat'ı en iyi kim anlatabilir?
Geçmişte insanların nasıl yaşadığını, mahallelerin nasıl olduğunu, hangi geleneklerin sürdürüldüğünü kim hatırlıyor?
Tabii ki yaşlılarımız...
Onların anlattığı her hikâye, aslında Boyabat'ın sözlü tarihinin bir parçasıdır.
Bu nedenle yaşlılarımızı yalnızlığa terk etmek, yalnızca bir insanı yalnız bırakmak değildir.
Bir şehrin hafızasının da sessizleşmesine izin vermektir.
Yaşlılarımızın karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan biri de yalnızlıktır. Yalnızlık; çoğu kere görünmeyen bir engeldir.
Eş kaybı, çocukların başka şehirlerde yaşaması, arkadaşların zaman içinde azalması, mahalle kültürünün zayıflaması ve insanların birbirinden uzaklaşması, yaşlılarımızın sosyal çevresini daraltabilmektedir.
Eskiden bir mahallede yaşlı bir insanın yalnız kalması kolay değildi. Komşusu kapısını çalar, hâlini hatırını sorardı. Bir tabak yemek götürülür, birlikte çay içilir, birkaç kelime sohbet edilirdi.
Bugün ise aynı apartmanda yaşayan insanların birbirini tanımadığı bir hayatın içerisindeyiz.
Telefonlarımızda yüzlerce kişiyle iletişim kurabiliyoruz. Fakat yan dairede yaşayan yaşlı komşumuzun günlerdir dışarı çıkmadığını fark etmeyebiliyoruz.
İşte burada durup düşünmemiz gerekiyor.
Çünkü yaşlılıkta yalnızlık, yalnızca tek başına yaşamak değildir.
Bazen asıl yalnızlık, kimsenin sizi merak etmediğini düşünmektir.
Her alanda erişilebilir bir Boyabat en büyük arzumuzdur.
Yaşlılarımızın hayatın içinde kalabilmesi için yaşadıkları şehrin de onlara uygun olması gerekir.
Bir kaldırımın yüksekliği, bir rampanın eğimi, kaldırım üzerine park edilmiş bir otomobil veya toplu taşıma aracının basamağı...
Bunların her biri genç ve sağlıklı bir insan için küçük bir ayrıntı gibi görülebilir. Ancak baston kullanan bir yaşlı için ciddi bir engel hâline gelebilir. Tekerlekli sandalye kullanan bir vatandaşımız için ise geçilmesi mümkün olmayan bir duvara dönüşebilir.
Bu nedenle Boyabat'ta erişilebilirlik birkaç ana caddeyle sınırlı tutulmamalıdır.
Mahallelerden çarşıya, sağlık kuruluşlarından kamu binalarına, parklardan toplu taşıma duraklarına kadar şehrin tamamı erişilebilirlik açısından ele alınmalıdır.
Kaldırımlar mahalle mahalle incelenmeli, uygun olmayan rampalar düzeltilmeli, kaldırım işgallerinin önüne geçilmeli ve toplu taşıma araçlarının yaşlı ve engelli vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde düzenlenmesi sağlanmalıdır.
Elektrikli engelli araçlarının kullanımının yaygınlaştığı günümüzde, uygun noktalarda şarj istasyonlarının oluşturulması ve mevcut istasyonların aktif hâle getirilmesi de şehir planlamasının bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
Çünkü erişilebilirlik bir ayrıcalık değildir.
Şehirde bağımsız, güvenli ve onurlu bir yaşam sürdürebilmenin şartıdır.
Yaşlılarımız için yapılabilecekler yalnızca büyük yatırımlardan ibaret değildir.
Bazen çözüm çok daha yakındadır.
Mahallelerde yalnız yaşayan yaşlılarımız belirlenebilir. Belediyeler, muhtarlıklar, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve gönüllüler arasında bir dayanışma ağı oluşturulabilir. Düzenli ziyaret programları yapılabilir.
Yaşlılarımız sosyal ve kültürel etkinliklerde yalnızca izleyici değil, anlatıcı ve aktarıcı olarak yer alabilir. Gençlerle yaşlıları buluşturacak projeler geliştirilebilir.
Bir genç, haftada yalnızca bir saatini bir yaşlı vatandaşımızla sohbet etmeye ayırabilir. Onun hayat hikâyesini dinleyebilir, Boyabat'ın geçmişine dair anlattıklarını kayıt altına alabilir.
Böylece iki kuşak birbirinden öğrenebilir.
Yaşlılarımız kendilerini yalnız hissetmez.
Gençler ise yaşadıkları şehrin geçmişini daha yakından tanır.
Çünkü bazen sosyal politika, büyük binalardan ve büyük bütçelerden önce insana ayrılan zamandır.
Sonuç olarak, nasıl bir Boyabat istiyoruz?
Artık bazı soruları açıkça sormamız gerekiyor.
Yaşlı vatandaşlarımız kaldırımlarda yürürken karşılarına çıkacak engelleri düşünmek zorunda kalmayacakları bir Boyabat'ı ne zaman oluşturacağız?
Toplu taşımaya binerken yardım beklemek zorunda kalmayacakları gün ne zaman gelecek?
Elektrikli engelli araçlarıyla şehir içinde güvenli ve bağımsız biçimde hareket edebilecekleri bir düzeni ne zaman kuracağız?
Yalnız yaşayan yaşlılarımızın kapısını düzenli olarak çalıp hâlini hatırını sormayı ne zaman alışkanlık hâline getireceğiz?
Yaşlılarımızın yalnızca ihtiyaçları olduğunda değil, hayatın her alanında değerli olduklarını ne zaman daha güçlü biçimde göstereceğiz?
Bu soruların muhatabı yalnızca belediye değildir.
Kamu kurumlarının, muhtarların, sivil toplum kuruluşlarının, esnafın ve vatandaşların da sorumluluğu vardır.
Elbette yerel yönetimlerin öncülük etmesi, kurumlar arasında koordinasyonu sağlaması ve erişilebilirliği kalıcı bir şehir politikası hâline getirmesi büyük önem taşımaktadır.
Ancak dayanışmayı yalnızca kurumlardan beklemek de doğru değildir.
Bir kapıyı çalmak...
Hâl hatır sormak...
Birkaç dakika sohbet etmek...
Alışverişte yardımcı olmak...
Karşıdan karşıya geçerken el uzatmak...
Bunlar küçük davranışlar gibi görünebilir.
Fakat bazen bir insanın bütün gününü, hatta hayata bakışını değiştirebilir.
Yaşlılarımıza sahip çıkmak bir lütuf değildir.
Onlara yapılan bir iyilik de değildir.
Bu, insan olmanın ve aynı toplumda yaşamanın gereğidir.
Boyabat'ın yaşlıları bu şehrin yükü değildir.
Onlar bu şehrin hafızasıdır.
Emeğidir.
Geçmişidir.
Bugün bize bıraktıkları mirasın taşıyıcılarıdır.
Onlara bugün nasıl davrandığımız, aslında kendimize ve geleceğimize nasıl davranacağımızın da göstergesidir.
Bu nedenle mesele yalnızca birkaç kaldırımın düzeltilmesi değildir.
Mesele yalnızca birkaç rampanın yenilenmesi değildir.
Mesele yalnızca toplu taşımanın değiştirilmesi de değildir.
Asıl mesele, nasıl bir şehir ve nasıl bir toplum olmak istediğimizdir.
Yalnızca binaları yükselen, yolları asfaltlanan, meydanları düzenlenen bir Boyabat mı?
Yoksa yaşlısının rahat yürüdüğü, engellisinin bağımsız hareket edebildiği, çocuğunun güvenle oynadığı, yalnız yaşayan insanının kapısının çalındığı, komşuluğun ve dayanışmanın hâlâ yaşadığı bir Boyabat mı?
Şehirlerin gerçek gelişmişliği burada başlar.
Çünkü şehirler yalnızca betonla inşa edilmez.
Bir şehri şehir yapan; yolları kadar insanları, meydanları kadar hatıraları, binaları kadar vicdanıdır.
Bugün yaşlılarımız için atacağımız her adım, aslında yarının Boyabat'ını şekillendirecektir.
Bugün onların önündeki engeli kaldırırken, yarın kendi önümüzden bir engeli kaldırmış olacağız.
Bugün bir yaşlımızın kapısını çalarken, yarının yalnızlığına karşı bir kapı aralamış olacağız.
Bugün bir şehrin yaşlılarına gösterdiğimiz özen, yarın o şehrin bize göstereceği özenin de temelini oluşturacaktır.
Çünkü hepimiz bir gün yaşlanacağız.
Ve o gün geldiğinde, bugün nasıl bir şehir inşa ettiğimizi hatırlayacağız.
Asıl soru da burada:
O gün geldiğinde nasıl bir Boyabat'ta yaşamak isteyeceğiz?