Artısıyla Eksisiyle Boyabat Panayırı
Her sonbaharda, Gökırmak Vadisi’nin ilk serin rüzgârlarıyla birlikte Boyabat’ta asırlık bir gelenek yeniden canlanır.
Tezgâhlar kurulur, dumanlar yükselir, uzak köylerden gelenler yollara düşer.
Tarihi Boyabat Panayırı, yalnızca bir ticaret etkinliği değil; bu toprakların hafızası, sosyal dokusunun canlı tanığı ve bölgesel kimliğin en güçlü simgelerinden biridir.
Kökeni XIII. yüzyıla, Selçuklu pazarlarına kadar uzanan bu panayır, Osmanlı döneminde tarım ve hayvancılıkla geçinen halkın ürünlerini satma, takas etme ve çevreyle bağ kurma ihtiyacından doğmuştu.
Ulaşımın güç, ihtiyaçların mevsimlik olduğu o yıllarda panayır, kışa hazırlığın son ve en önemli fırsatıydı.
Hayvan pazarı, çeyizlik kumaşlar, el dokumaları, tarım aletleri, semer ve nal… Her şey burada bulunurdu.
İnsanlar yalnızca alışveriş yapmaz; akrabalarını görür, düğün hazırlıklarını tamamlar, çocuklarını eğlenceyle tanıştırırdı.
Erenlik Tepesi’nden sırık kebabı ve kestane eşliğinde panayırı seyretmek, bir ritüel haline gelmişti.
Güreşler, çadır tiyatroları ve gösteriler, kırsal hayatın yorgunluğunu atan bir açık hava sahnesi sunardı.
Bugün ise dünya değişmiştir. İnternet, zincir marketler ve hızlı ulaşım, panayırın eski “zorunlu” işlevini büyük ölçüde zayıflatmıştır.
Artık her şey her an erişilebilir. Buna rağmen Boyabat Panayırı direnmeyi sürdürmektedir.
Her yıl yüzlerce parsel satılmakta, çevre illerden esnaflar gelmekte, binlerce ziyaretçi ilçeyi doldurmaktadır.
Yerel üretici ve esnaf için hâlâ önemli bir ekonomik nefes alanı oluşturmakta; oteller, lokantalar ve kafeler hareketlenmektedir.
Sırık kebabı, kestane ve yöresel lezzetler panayırın damaklarda taht kuran yüzünü canlı tutmaktadır.
Sosyal buluşma, hasret giderme ve kültürel süreklilik işlevi de devam etmektedir.
Panayırın artıları açıktır: Somut olmayan kültürel mirasın yaşayan bir örneğidir. Yerel ekonomiye katkı sağlar, sosyal bağları güçlendirir, kuşaklar arasında köprü kurar ve Boyabat’ı bölgesel ölçekte görünür kılar.
Eksileri ise göz ardı edilemez. Modern ticaretin gölgesinde ticari yoğunluk eskisi kadar güçlü değildir.
Kırsal nüfusun azalması, gençlerin göçü ve el sanatlarının zayıflaması, panayırı zamanla nostaljik bir etkinliğe dönüştürme riski taşımaktadır.
Alan düzeni, temizlik ve atık yönetimi gibi pratik sorunlar her yıl yeniden gündeme gelmektedir.
“Festival mi olsun, panayır mı kalsın?” tartışması ise özgünlüğün korunması ile tanıtım ihtiyacı arasında bir gerilim yaratmaktadır.
Festival formatı ziyaretçi sayısını artırabilir; ancak köklerden koparsa, panayırın kendine has ruhunu kaybetme tehlikesi doğar.
Boyabat Panayırı, dünden bugüne bir aynadır.
Geçmişte zorunluluktu, bugün tercihtir; dün hayatın merkeziydi, bugün kimliğin simgesidir.
Onu yaşatmak, yalnızca tezgâh kurmakla olmaz. Yerel üreticiyi merkeze almak, geleneksel gösterileri ve güreşleri güçlendirmek, gençleri bu hafızaya dâhil etmek ve ekolojik duyarlılığı artırmak gerekir.
Panayır, Boyabat’ın geçmişini bugüne, bugününü yarına bağlayan en sağlam köprülerden biridir.
O köprüyü korumak, ortak bir sorumluluktur.
Bu sonbaharda da tezgâhlar kuruldu, yer yer dumanlar yükseldi. İnsanlar panayır yerine akın etti.
Coşkulu günler devam ediyor...
Yarın, aynı heyecanı torunlarımız da duyacak mı?
Cevap, bugün verdiğimiz değerde gizlidir.