SOSYAL MEDYA: KÖPRÜ MÜ, UÇURUM MU?
İletişim çağında insan kalabilmenin ölçüsü: saygı
Nezih Yıldırım 02 Mayıs 2020
Sosyal medya…
Adı “sosyal”, iddiası “iletişim”…Peki gerçekten öyle mi?
İçinde yaşadığımız çağ veya dünya, adına ne dersek diyelim, bir hakikati inkâr edemeyiz:
Artık dünya avucumuzun içinde. Bir dokunuşla kıtalar aşılıyor, saniyeler içinde fikirler dolaşıma giriyor. Teknoloji, insanoğluna belki de tarihinin en büyük imkânını sunuyor,hızlı ve sınırsız iletişim sağlıyor.
Lakin her nimetin bir külfeti, her kolaylığın dikkate değer bir imtihanı oluyor.
Yaklaşık yarım asırdır kalemle hemhâl olan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: İnsan değişmiyor, sadece elindeki araçlar değişiyor. Dün yüz yüze söylenemeyen sözler, bugün ekran arkasında pervasızca ifade edilebiliyor. Üstelik çoğu zaman, bunun bir “rahatsızlık” oluşturduğu bile düşünülmüyor.
Geliniz, bu sanal dünyanın bazı duraklarına birlikte bakalım.
Mesajlaşma alışkanlıkları
Eskiden bir mesaj, bir anlam taşırdı. Şimdi ise çoğu zaman sıradanlaştı. Kıymetli olanın değeri, çokluk içinde eriyip gitti gidiyor.
Facebook
Bir zamanlar dostlukların buluşma noktasıydı. Bugün ise çoğu yerde kimliklerin gizlendiği, sorumluluğun ortadan kalktığı bir alana dönüştü.
İnsanlar, kendi düşüncelerini ifade etmek yerine, karşısındakini inciterek var olmaya çalışıyorlar.
Oysa fikir başka, hakaret başkadır.
Messenger ve benzeri mecralar:
Herkesin bir fikri olabilir; bu son derece tabiidir. Lakin fikri “paylaşmak” ile “dayatmak” arasında ince ama hayati bir çizgi vardır. Israrla gönderilen mesajlar, sürekli tekrarlanan videolar… Bunlar iletişim değil, bir tür baskıdır.
İnsan, karşısındakinin de bir iradesi olduğunu unutmamalıdır.
WhatsApp grupları:
Belki de en çok yorulduğumuz alan burası.Günün her saati gelen, çoğu zaman bir anlam taşımayan mesajlar…
Yan yana oturan insanların bile birbirine ekran üzerinden hitap etmesi…
Bu, iletişimin artması değil; aksine, anlamın azalmasıdır.

Sözün kıymeti düştüğünde, suskunluk; daha değerli hâle gelir.
Diğer platformlar
Elbette her mecra kendi içinde farklı dinamikler barındırır.
Ama mesele mecra değil, insanın o mecrayı nasıl kullandığıdır.
Bütün bu tablo içinde asıl mesele şudur:
Teknoloji bize imkân sunar; fakat o imkânı erdeme dönüştürmek bizim elimizdedir.
Bu noktada birkaç basit ama hayati ilkeyi hatırlamakta fayda var:
• Fikirlerimizi paylaşalım, ama kimseye dayatmayalım.
• Söz söyleyelim, ama kırmadan, incitmeden.
• Eleştirelim, ama hakaret etmeyelim.
• Ve en önemlisi… Karşımızdakinin de en az bizim kadar “insan” olduğunu unutmayalım.
Çünkü saygı, sadece gerçek hayatta değil; sanal dünyada da insan kalabilmenin tek ölçüsüdür.
Velhasıl…
Sosyal medya bir araçtır. Onu ya bir köprü yaparız ya da bir uçurum.
Tercih bizimdir.
Saygı…Yine saygı…Daima saygı…
Hoşça kalın.