SERDAR ORTAÇ’I DİNLERKEN
Yeni bir yılın ikinci haftası. Geçmiş yıllarda nükseden kalp krizim nedeniyle, epeydir sağlık sorunlarıyla boğuşuyor, şeker, tansiyon ve kolesterolle uğraşıyordum.
Arta kalan zamanlarda, okuyor yazıyor ara arada olsa televizyon kanallarına bakıyorum.
Bugünde kahvaltı sonrası, TRT-1 ekranında Ali Şan’ın konuğu olan Serdar Ortaç’ı bir müddet dinledim/seyrettim. Gençlik yıllarımda iki yıl Kastamonu’da görev yapmış ve orada güzel dostluklar edinmiştim. Serdar Ortaç’ı da Kastamonulu olarak biliyordum ve ona hep hemşehri yakınlığı ile bakıyordum.
Bakışımda ki bu yakınlık, Serdar Ortaç’ın, Ahmet Kaya’nın Kürtçe kaset yapacağım sözüne karşı yaptığı taşkınlıkla, biraz değişmiş ve şahsına olan muhabbetime de, bir virgül koyma ihtiyacı hissetmiştim.
Çünkü ayrılıkçı olmadıkça Kürtleri, uniter devletin ayrılmaz parçası ve birinci sınıf vatandaşı olarak görüyordum.
Diğer azınlıkları da ülke zenginliği kabul ediyordum.
Ahmet Kaya’yı da, kültürümüze katkı sağlamış bir sanat adamı olarak değerlendiriyordum. Neticede Ahmet Kaya hadisesinden beri, Serdar Ortaç’a temkinli bakıyordum.
Bu bakışımı da, ülkemizdeki, olayları kaşıma ve belli mihrakları tahrik etme perspektifinden yola çıkarak geliştiriyordum.
Bugünse televizyonda görmüş ve bir müddet dinlemiştim. Dinlerken, üzüldüğüm anlar oldu ve rahatsızlığını bilmiyordum. Kendisi ‘EMES’ hastalığına yakalanmış ve sol ayağını dizden itibaren kullanamaz duruma gelmiş.
Verdiği mesajları, özellikle gençlere dönüktü ve beni duygulandırdı.
Daha ilerisi,insan olarak birçok şeyi yapamadık gibi hayıflanışın boşuna olduğunu öğretiyordu.
Serdar Ortaç bahriyeli,(sonradan) fabrikatör bir babanın müzikle uğraşan oğlu idi ve babasının yanında çalıştığı hafta sonları simit ve su sattığı söylense de, tüm biyografilerde birazda işi dramatize etmek için, bu işleri yapıyormuş gibi gösterilenler de çoğunlukta bulunuyordu.
Ama tüm bunların yanında Serdar Ortaç, şöhretin ve birçok gayrimenkul edinmenin mutluluk getirmediğini anlatıyor ve mütevazı bir ailenin reisi olarak yaşamak istediğini, ama bunu başaramadığını söylüyor. Özellikle baba olamayışına çok üzüldüğü hissediliyordu.
Gençlere “şöhret peşinde koşmayın, işinizi kurunca veya işe girince ilk karşınıza çıkan (kız ya da erkek) içinizin ısındığı biriyle evlenin, sade bir hayat yaşayın çocuklarınız olsun.”diyordu ve mutlu yaşamayı sadelikte görüyordu.
İstanbul’un en gözde ilçelerinden birinde 7 tane daire sahibi olduğunu bunların altısını sattığını şöhretinde, zenginliğinde kendisini mutlu etmediğini anlatıyordu.
Türk pop müziğinin yaşayan efsanesi kabul edilen, şarkıcı ve söz yazarı Serdar Ortaç’ın, pençesine düştüğü “EMES” hastalığının ağır sonuçlarıyla uğraşırken, şöhretli biri oluşundan pişman oluşu ve mutlu olamayışı bizleri de üzmüş, etkilemişti.
Ama hayata dair mesajları önemliydi ve kayda değerdi. Ayrıca bana, bu yazıyı yazma gayreti vermişti. Sn.sanatçıya şifalar diliyor ve tecrübelerini aktaranlara teşekkür ederim.
SERDAR ORTAÇ’I DİNLERKEN
Nezih Yıldırım
Yorumlar