BULUNMUŞ GÜNLÜKTEN!
Bugün 23 Eylül 2001. Öğle yemeğinde beraberiz.
İlk konuşmamız telefonla olmuştu. Ben aranan taraftım. Bir televizyon programına davet ediliyordum.Program yapacağımız televizyon,kendi açımdan etkili bir kanal değildi. O bakımdan kararsızdım. Bunun sadece zaman kaybı olacağını düşünüyordum.
Beni öneren kişi, “Şahsım için iyi bir şairdir.” demiş ama, bana bundan söz etmemişti. İyi bir şair olarak önerilmem, ister istemez “Programa gelir mi?” sorusunu akla getirmiş.
Arayan kişi, ahenkli ses tonuyla güzel cümleler kuruyor ve beni programa davet ediyordu.
Belkide biraz çekiniyor du çünkü ses tonundan çekingenli belli oluyordu.
Önce hâl hatır sordu, sonra:
“Falan gün, … saatleri arasında sizi programıma konuk almak istiyoruz.” dedi.
Ve öneren kişinin selamını da söyledi.
Tamam dedim. Program günü, yarım saat önceden stüdyoda olmuş ve güzel giyinmiştim.
Boyum bosum yerindeydi ve stüdyoya girişim biraz havalı olmuştu.
Yapımcı hanımefendi kendisini tanıtarak, “Hoş geldiniz.” dedi. Tokalaştıktan sonra yer gösterdi ve gösterilen yere oturduk.
Programın akışı hakkında bilgi verdi.
Konuşacağımız konuları anlattı.Televizyona çıkışım ilk değildi. Daha önce farklı televizyon kanallarına konuk olmuştum. Burada da benzeri bir program olacağını biliyordum ve heyecanlı değildim.
Program süresince,kaçamak bakışlarla kıyafetimi süzdüğünü fark edebiliyordum.
Hafif kahverengi-beyaz takım elbisenin içine giydiğim mavi gömlek ve açık kahverengi ayakkabılarla, rahat tavırlarım güzel bir uyum sağlamıştı.
Program, umduğumuzdan daha güzel olmuştu.
Sonraki birkaç program daha konuğu olmuştum. Tanışıklığımız ilerleyip, zamanla dostluğa dönüşmüştü.
Bir gün program çıkışında:
“Hep size misafir oluyoruz, bir gün de biz ağırlasak.” dedim.
Düşündü ve: “Niçin olmasın?” dedi.
“Başka bir programınız yoksa bugün olabilir mi?”
“Tahsin Bey, bir an tereddüt ettim aslında. Bugün aracım yok. Beni uygun bir yere bırakabilir misiniz, diyecektim.”
“Aaa, ne demek! Şerefle efendim, buyurun lütfen.” diyerek arabaya davet ettim.
Kabul etti ve bindi.
“Daireye geçiyoruz, değil mi?” Saatine baktı.
“Olabilir.” dedi.
Arabaya binmiştik,şoför aynadan gözüme bakıyordu. Tamam anlamında kafamı salladım ve işyerimize kadar geldik.
O dönemde kamu görevdeydim ve unvanımdan da bahsetmemiştim.
Gelişimizdeki personelin ilgisi ve makamda yaptığımız sohbet, bize karşı güvenini artırdı. Görüşmelerimiz sıklaşmaya başladı.
Bir gün cesur bir çıkışla aramızda yemek daveti gerçekleşti.
Olumlu yanıt alındığında gün kararlaştırıldı ve kader bizi aynı sofrada buluşturdu.
O gün hava çok güzeldi.
Ankara, Orhan Veli’nin “Güzel Havalar” şiirine nazire yaparcasına yazdan kalma günler yaşıyordu.
Gölbaşı’nda bir restorana gitmiştik. Oturduğumuz masada, günlüğüme geçirmek üzere cebimden çıkardığım kâğıda “23.9.2001 güzel bir gündü” yazmış, akşam da o gün yaşananları defterime aktarmıştım.
İki-üç ay önce tanışmıştık.
Eğitimli güzel bir kadındı, şimdi aynı masada yemek yiyorduk.
İlerleyen zamanda ona bir şiir bile yazmış, şiirin bitiminde 23 Eylül tarihini atmıştım.
Arkadaşlığımız uzun yıllar devam etti.
Arada bir yemekli görüşmelerimiz oluyordu.
Birbirimize güvenmiştik. Bu durum her hâlimizden belliydi. Ama ne ben ona sevdiğimi, ne de o bana ilgisini söyleyebilmişti.
Muhabbetimiz karşılıklı ve bir “gizem” yumağı gibiydi. Belki de dostluğun güzelliği de buradaydı.
Çünkü hiçbir tarafın diğerinden beklentisi ve kötü niyeti yoktu. Konuşmalarımız sadece fikrî dayanışma ve dertleşmeden ibaretti.
İlgisiz gibi duran hâlimiz de aslında dostluğun bozulmasından korktuğumuz içindi.
İkimiz de bunu biliyorduk, ama bilmiyormuş gibi davranıyorduk. Ve yirmi yılı da böyle tamamlamıştık.
Bir ara siyasi, denemesi olmuştu ve biz de destek olmaya çalışmıştık. İlçe başkanıyla görüşmesi ona hayal kırıklığı yaşatmıştı. Bir dertleşmemizde üzüntüsünü:
“Bunlar kadını obje gibi görüyorlar.” sözleriyle anlatmıştı.
Onu anlamıştım:
“Siyaset farklı bir şeydir. Şimdi ‘obje’ gibi görür; güçlendiğinde sana karşı köpekleşir ve sana methiyeler dizer.” demiştim.
Çok da kederlenmişti.
“Peki, böyle mi olmalı?” diye sormuştu.
“Peki, böyle mi olmalı?” sözü üzerine:
“Siz üzülmeyin. Bakarsınız çocuklarınıza nasip olur. Yarının ne getireceğini kim bilir?” demiştim.
Gerçekten de çocuğuna nasip oldu ve partide yetkili bir konuma geldi.
Ama çocuğundaki tutum değişikliği onu üzüyor ve mahcup ediyordu.
Bir arkadaşı için kendisi araya girmiş, fakat o arkadaşı çocuğuna ulaşamamıştı.
Bu duruma ne kadar içlendiğini bilirim.
Aslında mücadelesi lise yıllarında başlamıştı. Aile hayatında da engelli bir çocuğu olmuş ve onu Allah’ın bir lütfu olarak görmüştü. O çocukla kendini bulduğunu söylüyordu.
İnançlıydı ve inatçıydı. Başladığı işi bitirmeden bırakmazdı.
On yedi yaşında, Duygu Asena’nın da jüride olduğu bir güzellik yarışmasına katılmış ve dereceye girmişti.
Başladığı işi bitirmedeki inatçılığına rağmen, katıldığı yarışmadan çekilerek evlendi.
Evlendiği kişi ve ailesi yarışmaya devam etmesine karşıydı. Ailesinin ve evleneceği kişinin tutumu belki de onun şanssızlığıydı.
Evlendiği mühendisle dayanışma içinde çalıştı. Ekonomik zorlukları birer birer aştı.
Ancak eşinin paralı ve güçlü olmayı taşıyamayan yapısı, hovardalıkları ve bunun aile düzenini sarsması üzerine yeniden var olma mücadelesine başladı.
Eşini bir dedektif titizliğiyle takip etti ve İstanbul’da kaldığı oteli bastı.
Halbuki eşi bir iş görüşmesine gittiğini söylemişti.
Bütün bu yaşananlar kendisini yıprattı. Ama bunları da aştı. Çünkü o, mücadeleci bir kadındı.
Zorluklarla mücadele ederken “Yılın Annesi” bile seçilmişti.
Ama şanssızlık yakasını bırakmadı.
Yıllar önce yendiğine inandığı kanser hastalığı sinsice yeniden nüksetti.
Çok direndi. Her şeyin Allah’tan olduğuna inanmıştı ve aldığı tedbirlerle bu hastalığı ikinci kez yeneceğine inanıyordu.
Ama hayat, insana istediği mutluluğu her zaman vermiyordu.
Mart ayının ilk haftasında sevdiği Rabbine kavuştu.
Daha yaşlı sayılmazdı.
Bense ölümünü günler sonra duymuştum,çok üzülmüş ve ağlamıştım.
Bugün 23 Eylül 2021.
Yemekli ilk buluşmamızın 20. yılı.
Daha önce yazdığım ama kendisine söyleyemediğim bir şiirle baş başa kaldım.
Ruhun şad olsun, anıtsal “Abide!” kadın.
Nezih Yıldırım
23.9.2021
ŞİİR:
ÖZEL KADIN
Ömrümün son baharında,
Seni gördüm, güzel kadın.
Ne kusursuz, ne şirinsin.
Seni sevdim güzel kadın.
Gönlümdesin, özel kadın.
Hiç gülmedi benim bahtım.
Sevmemeye vardı ahtım.
Gönlümde bir kandil yaktın.
Seni sevdim güzel kadın.
Gönlümdesin “özel” kadın.
Düşüncemiz, pek de güzel.
Bil ki sevgim sana özel.
Gönlüm dere tepe gezer.
Seni sevdim güzel kadın.
Gönlümdesin “özel” kadın.
Duygularım pek karışık.
Şimdi sevgiler yılışık.
Talihim de çok alışık.
Seni sevdim güzel kadın.
Gönlümdesin “özel” kadın.