HASBİHAL
Birlik Vakfının iftar programındaydık. Adalet (Eski) Bakanlarımızdan Sayın Mahmut Oltan Sungurlu, kısa bir konuşma yaptı.
Konuşmasında anlattığı bir hatıra dikkatimi çekti.
Adalet Bakanı olduğu dönemde, ilmine güvendiği bir hoca efendi kendisini ziyarete gelmiş.
Hoca efendi: “Sayın Bakanım, siz bu makamda olduğunuz müddetçe bizim gönlümüz rahat. Size güveniyoruz.” demiş.
Sungurlu Hoca’ya şu karşılığı vermiş.
“Hocam, işte bu olmadı. Çünkü siz bize güvendiğiniz için susarsınız. Biz de makamın cazibesiyle yanlış yapabiliriz, yaptığımız yanlışları da göremeyebiliriz. Siz bizi takip edeceksiniz. Yanlışımızı gördüğünüz zaman da bize söyleyeceksiniz. Böylece bizi kontrol etmiş olursunuz. Gördüğünüz yanlışları hiç çekinmeden söylemelisiniz. Makam sahiplerine en çok, çevresinde bulunanlar yanlış yaptırır.
Çünkü pohpohlanmak makam sahiplerinin hoşuna gider. Fakat bunun sonuçları bakımından kimseye bir faydası olmaz.”
Gerçekten de böyledir.
İnsanın çevresinde kendisine yalnızca güzel söz söyleyenlerin bulunması her zaman iyilik değildir.
Bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey, hoşuna gitmeyecek olsa bile doğruyu söyleyen bir dostun, bir arkadaşın veya bir çalışma arkadaşının varlığıdır.
Çünkü insan, makam sahibi olduğunda kendi yanlışını her zaman göremeyebilir.
Hele çevresindeki insanlar yanlış gördükleri hâlde susuyorsa, yanlış zamanla doğru zannedilmeye başlanabilir.
DOĞRU BİLDİĞİMİZİ SÖYLEMEK
Ben de geçmiş yıllarda Türkiye’nin dış politikasına, özellikle Suriye ile olan ilişkilerimize dair düşüncelerimi zaman zaman biraz sert ifadelerle dile getirdim.
Özgür Suriye Ordusu konusunda eleştirilerimiz oldu. Sığınmacılar meselesinde de düşüncelerimizi açıkça ifade ettik.
Bunları söylerken maksadımız kimseyi kırmak veya birilerine karşı çıkmak değildi.
Bizim endişemiz, gelecekte Türkiye’nin karşılaşabileceği meselelerdi.
O gün ne düşünüyorsak onu yazdık.
İnancımız bize, haksızlık karşısında susmamayı; doğru ve hak bildiğimizi söylemeyi öğretiyordu.
Biz de gücümüz yettiğince bunu yapmaya çalıştık.Elbette zaman zaman zorlandığımız durumlar oldu.
Fakat “Sevdiğimiz insanlar işbaşında, öyleyse gördüğümüz yanlışlar karşısında susalım.” demedik.
Çünkü bunun doğru olmadığı kanaatindeydik.
İnsan bazen sevdiği bir kimseyi uyarmakta zorlanır.
Hele o insan önemli bir makamdaysa, sözünü söylemek daha da güçleşir. Ama dostluk yalnızca iyi günlerde güzel sözler söylemek değildir.
Gerçek dostluk, gerektiğinde yanlışın karşısında durabilmektir.
Biz de kendimize yakışanı yapmaya çalıştık.
Yaptığımız iş ve eylemlerin, gece başımızı yastığa koyduğumuzda gönlümüzün rahat olmasını gerektirdiğine inandık.
Başka türlü davranmayı da kendimize uygun görmedik.
Doğru bildiğimiz veya yanlış gördüğümüz meseleleri, dilimiz döndüğünce söylemeye; sesimizi de gazetemiz aracılığıyla duyurmaya çalıştık.
Bugün ise Suriye meselesi başka bir evreye doğru ilerlemiş bulunuyor. Türkiye’nin önüne yeni sorumluluklar çıkaran gelişmeler yaşanıyor.
Temennimiz odur ki, bundan sonraki gelişmeler Türkiye’mizin hayrına olduğu kadar Suriye halkının da hayrına olsun.
Bunlar derin meseleler… Sayın okur sizi daha fazla sıkmak istemiyorum.
Öyleyse gelin, ciddi meseleleri bir kenara bırakalım ve bu sözleri, biraz da çaylı hasbihale çevirelim.
ÇAYLI HASBİHAL
Millet olarak çayla aramızın iyi olduğu bilinir.Elbette çay içmeyenimiz de vardır. Ama çay tiryakilerimizin sayısı da az değildir. Ben de onlardan biriyim.
Kişisel olarak evimde yumuşak huylu olmaya, eşimi ve çocuklarımı üzmemeye çalışan biriyimdir.
Ayrıca, mükemmeliyetçi ve seçici bir tarafım da vardır.
Ev halkını incittiğim konuların başında belki de çay demleme meselesi gelir.
Çünkü ben çay tiryakisiyim.
Genellikle yemekten sonra bir kahve içerim.
Yarım saat kadar sonra da güzel demlenmiş üç dört bardak çay…
Güzel demlenmemiş çaydan içerken aynı zevki alamam.
Çay, demlenme sürecini tamamlamadan açılırsa bana göre çiğ kalır.
Çiğ kalan çayın kokusu da tadı da güzel olmaz.
İçerken insanın ağzında beklediği o güzel lezzeti bulamaz.
Sabretsem de yutkunurum.
Çoğunuzun da benim gibi olduğunu düşünerek, ağız tadıyla içilecek bir çayın nasıl demlenmesi gerektiğini sizlerle paylaşmak istedim.
Çayın bu kadar revaçta olduğu bir dönemde, gelin bir de ağız tadıyla çay nasıl içilir, ona bakalım.
ÇAY DEMLEMENİN DE BİR USULÜ VARDIR
Öncelikle çaydanlığımız ve demliğimiz temiz olacak.Su güzel kaynayacak.
Kaynamakta olan çaydanlığın üzerinde demlik bir süre hafifçe ısınırsa daha iyi olur.
Demliğe konulacak çayın miktarı da demliğin büyüklüğüne ve içilecek çay miktarına göre ayarlanmalıdır. Çok çay koymak her zaman güzel çay demlemek değildir; az çay koymak da…
Kaynamış suyu mümkünse biraz dinlendirmek gerekir.
Su fokur fokur kaynarken doğrudan çayın üzerine dökmek yerine, bir miktar dinlenmesini beklemek daha iyi olur.
Dinlenen su, demliğe konulan çayın üzerine mümkünse tek noktadan dökülür.
Su demliğe doldukça çay da suyu alarak kabarmaya başlar.
Yeterli miktarda su konulduktan sonra mümkünse temiz bir kâğıtla demliğin ağzı kapatılır veya demliğin üzeri bir örtüyle örtülür.
Çaydanlığa yeniden su ilave edilir ve çaydanlık hafif ateşte tutulur.
Demlik de çaydanlığın buharında, acele edilmeden, en az yirmi dakika kadar dinlenir.
İşte burada sabır devreye girer.
Çay da bazı şeyler gibidir; vaktini beklemeden açılırsa tadı eksik kalır.
Suyunu alan çay demlendikçe kabarır. Demliğin kapağını açtığınızda, bazen “foork” diye çöker.
İşte o zaman çayımız servise hazır hâle gelmiştir.
Afiyetle içilir.
Bir de ikinci veya üçüncü bardaktan sonra içtiğimiz bardak ya da fincanı değiştirebilirsek, çayın zevki daha da artar.
Yoksa gelişi güzel demlenen çay yalnızca “demlenmiş” olur.
Ama her demlenen çay, ağız tadıyla içilecek güzel çay değildir.
HAYAT DA ÇAY GİBİDİR
Şimdi diyeceksiniz ki:
“Üstadım, bir çaya da bu kadar kafa yorulur mu?”
Haklısınız.
Çaya bu kadar kafa yorduğuma bakmayın.
Mükemmeliyetçi ve seçici olduğum kadar sabırlı ve hoşgörülü de bir insanım. Olanla yetinmesini de bilirim.
Fakat mademki tiryakiyiz, mademki çay demliyoruz, o hâlde bir bardak çayı da ağız tadıyla içelim.
Hem belki çaydan da hayat için bir ders çıkarabiliriz.
Her şeyin bir zamanı vardır.
Su kaynayacak, çay suyunu alacak, demlenecek ve sonra içilecek…
İnsan da böyledir.
Bazen acele ederiz. Bir şeyler hemen olsun isteriz. Hemen sonuç almak isteriz. Oysa bazı güzelliklerin ortaya çıkması için zaman gerekir.
Çayın güzel olması için nasıl sabır gerekiyorsa, insanın olgunlaşması için de sabır gerekir.
Önemli olan, doğru zamanda doğru sözü söylemek; doğru zamanda doğru davranmak ve gerektiğinde birbirimize yanlışlarımızı gösterebilmektir.
Sonra da oturup bir bardak çay eşliğinde güzel bir hasbihal etmektir.
Ne diyelim?
Çayınız demli, gönlünüz hoş, hasbihaliniz bol olsun.
Afiyet olsun.
Nezih Yıldırım
HASBİHAL
Nezih Yıldırım
Yorumlar