ANILARIM
Bir kadını gördükçe
Bir kadın hatırlarım
Gömülü kaldı içimde
Ben, o ve anılarım
Nezih Yıldırım
2002
HATIRALARIMIZDAN ÇIKMAZ
Farklı zamanlarda da söylemişimdir. Hayat yaşadıklarımızla sınırlı olmuyor.
Bir de gönül arzu ve istekleri oluyor insan ömründe.
Bir şekilde birisiyle hukukunuz oluşuyor.
Gelişen o hukuk aradan geçen yıllar sonra anılara, anılarda hatıraya dönüşüyor ve unutulmaz oluyor.
Nedenini tam olarak bilemiyorum ama zaman onları silemiyor gönüllerden.
Bazen bir yüz görüyoruz. Aslında baktığımız ve hatırladığımız yüz o yüz olmuyor.
Ama o yüz, hafızamızın derinliklerinde saklı kalan başka bir yüzün kapısı gibi görünüyor.
İşte benim yıllar önce yazdığım bu dörtlükte böyle bir hatıranın izini taşıyor aslında:
“Bir kadını gördükçe
Bir kadın hatırlarım…”
Ne garip bir şeydir bu insan hafızası!
Birini görüyor ve başka birini hatırlıyor…
Bir ses duyuyor ve yıllar öncesine, gerilere doğru gidiyor…
Bir şarkı dinliyor; çalınan şarkı sizin gençliğinizi yeniden karşınıza çıkarıyor adeta.
Bir koku duyuyor; çocukluk dönemlerinizi hatırlıyor ve gönlünüzde geçmişe doğru bir kapı açılıyor sanki!
Demek ki geçmiş geçiyor ama gönülden silinip kaybolmuyor.
Sadece hayatın gürültüsü içinde bir süreliğine susuyor, uykuya dalmış gibi sessizleşiyor.
HATIRALARIN GİZLİ GÜCÜ
Hafıza, insanın hayatındaki en büyük hazinesidir.Lakin hafıza sadece güzel günleri saklamaz. Acıları, hüzünleri, ayrılıkları, kavuşamadıklarımızı da saklar.
Söyleyemediklerimizi…
Yarım kalan cümleleri…
Bazen insanın unutmak istediği bir hatırayı,yıllar sonra beklemediği bir anda yeniden karşısına çıkarabilir.
Ve insan şaşırır:
“Ben bunu unutmuştum.”
Oysa belki de unutulmamıştır.
Belki de hayatın gürültüsü içinde üzeri örtülmüştür.
Çünkü bazı hatıralar unutulmaz; üzerleri örtülerek yalnızca sessizleştirilir.
“GÖMÜLÜ KALDI İÇİMDE”
Dörtlüğün belki de en ağır mısrası budur:
“Gömülü kaldı içimde.”
Gömülü kalan nedir?
Bir insan mı?
Bir sevda mı?
Bir ayrılık mı?
Bir pişmanlık mı?
Yoksa yaşanması mümkünken yaşanamamış bir hayat mı?
Yoksa bunların hepsi mi?
İnsanın içinde öyle hatıralar vardır ki onları hiç kimse bilmez.
Dışarıdan bakıldığında her şey normaldir.
Hayat devam eder.
İnsan güler, eğlenir,konuşur, çalışır, çocuklarını büyütür, torunlarını sever, dostlarıyla sohbet eder.
Ama bütün bunların altında, yalnızca kendisinin bildiği bir hatıra yaşar gönlünde.
İşte insanın gönlü biraz da böyle bir yerdir.
Merhum Osman Bölükbaşı’nın, gönlünü anlatırken kullandığı o anlamlı söz vardır:
“Gönlüm Karacaahmet Mezarlığı gibidir, bakılsa…”
İnsanın gönlünde öyle odalar vardır ki bazılarının anahtarı yalnız kendisindedir.
BİR YÜZ, BİR GEÇMİŞ
“Bir kadını gördükçe bir kadın hatırlarım” derken, aslında yalnızca bir kadından söz etmiyordur.
Burada kadın, geçmişin veya bir anının sembolü hâlindedir.
Çünkü insan bazen bir kişiyi değil, o kişiyle birlikte yaşadığı zamanı hatırlar.
Belki o günlerdeki gençliğini…
Belki o zamanki heyecanını…
Belki hayata bakışını…
Belki de henüz yaşanmamış yılların önündeki umutları…
Bu yüzden geçmişte kalan insanları hatırlarken biraz da kendimizin geçmiş hâlini hatırlarız.
Bugünkü biz, dünkü bizden çok farklıdır.Ama o eski insan hâlâ içimizdedir.
Bazen bir hatıra onu yeniden ortaya çıkarır.
ZAMAN HER ŞEYİ GÖTÜRÜR MÜ?
İnsan gençken zamanın her şeyi unutturacağına inanır.
Oysa yaş ilerledikçe bunun tam olarak böyle olmadığı anlaşılır.
Zaman bazı yükü sadece hafifletir.Kabuk tutmuş bazı yaraları kapatır ve bazı olayların önemini azaltır.
Fakat yaşanmışlığı asla ortadan kaldıramaz.
Çünkü insanın geçmişi, onun hayat hikâyesinin bir parçasıdır.
Geçmişimizi silemeyiz.
Ancak onu daha iyi anlayabiliriz.
Hatta bazen yıllar sonra, gençliğimizde yaşadığımız olayın gerçek anlamını kavramamızı sağlar.
Çünkü yaş ilerledikçe insanın bakışı değişir.
Gençlikte yaşanmış olan, yıllar sonra kıymetli bir hatıraya dönüşebilir.
O zaman anlarız ki hayatımızdaki her insanın bize bıraktığı bir iz vardır.
Kimi derin…
Kimi yüzeysel…
Kimi güzel…
Kimi çirkin…
Ama hepsi de bizi biraz daha biz yapmıştır.
BEN, O VE ANILARIM
Dörtlüğün son mısrası; bütün hikâyeyi üç kelimeyle tamamlıyor:
“Ben, o ve anılarım.”
Artık ortada iki insan yoktur.
Bir ben vardır.
Bir de geçmişte kalmış o…
İkisinin arasında da anılar vardır.
Belki yollar ayrılmıştır.
Belki hayat başka yönlere savrulmuştur.Belki yıllardır görüşülememiştir.
Belki birbirlerinin nerede olduğunu bile bilmiyorlardır.
Ama yaşanmış olan, anılar, insanın geçmişini değiştiremez.
Ve yıllar geçtikçe bazı insanların hayatımıza kalmak için değil, iz bırakmak için girdiklerini anlarız.
HATIRALAR ARKADAŞLARIMIZDIR
İnsan yalnız kaldığında bazen geçmişiyle konuşur.
Eski dostlarını hatırlar.
Çocukluğunu ve gençliğini düşünür.Hayatta olmayanları anar.
Bir zamanlar hayatında önemli olmuş insanları yad eder.
Kimseye anlatmadığı hikâyeler gözünün önünden kalır.
İşte o an insan anlar ki hatıralar, hayatımızın sessiz arkadaşlarıdır.
Onlar konuşmaz.Ama biz onları hatırlarız.
Bazen bizi güldürürler.Bazen de hüzünlendirirler.
Bazen “Nereden nereye geldim?” dedirtirler.
Belki de yaşlanmak biraz da budur:
İnsan, geleceğinden çok hatıralarının çoğaldığını fark eder.
BUGÜNÜN ANILARI YARININ GEÇMİŞİDİR
İnsanın üzerinde durması gereken bir başka hakikat daha var.
O da bugün yaşadığımız her şeyin, yarının hatırası olacağıdır.
Bugün yanımızda olan insanlar, yarın fotoğraflarda ve anılarımızda kalabilir.
Bugün birlikte içtiğimiz bir çay, yıllar sonra hatırladığımız güzel bir akşam olabilir.
Bugün yürüdüğümüz bir yol, yarın geçmişimizin bir parçasına dönüşebilir.
Bu yüzden hayatı yaşarken elimizdekilerin kıymetini bilmek gerekir.
Çünkü insan çoğu zaman sahip olduklarının değerini, onları kaybettikten sonra anlar.
Oysa hayat bize sürekli şunu söylüyor:
Yanımızdaki insanın, yaşadığımız günün ve paylaştığımız anın kıymetini bilelim.
Çünkü bugün hayatın kendisi olan şey, yarın hatıramız olacaktır.
SON SÖZ
2002 yılında yazılan bu dörtlük,yıllar sonra yeniden baktığımda, dört mısrada yalnızca bir kadını değil, insan hayatının en büyük gerçeklerinden birini gösteriyor.Ve insan geçmişinden kaçamıyor.
Çünkü geçmiş, insanın arkasında bıraktığı bir yük değil; bazen gönlünde taşıdığı bir miras olabiliyor.
Bazı insanlar hayatımızdan çıkar.
Bazıları uzaklaşır.Bazıları unutulur.
Ama bazıları vardır ki yıllar geçse de bir yüzün, bir şarkının, bir sesin veya bir kelimenin arkasından yeniden karşımıza çıkıverir…
İşte o zaman geçmiş kapımızı çalar.
Ve biz, yıllar önceki hâlimizle kısa bir süreliğine yeniden buluşuruz.
Belki de bu yüzden insanın hayatında yalnızca yaşadığı günler değil, hatırladığı günler de olur.
Ve sonunda geriye dönüp baktığımızda anlarız:
Bir ömür boyunca yalnızca hayatı yaşamamışız; aynı zamanda hatıralarımızı da biriktirmişiz.
Ben…
O…
Ve anılarım.
Bu üç kelime…
Ancak bir ömrün içine sığabilecek kadar büyük.
Hoşça kalın…
Nezih Yıldırım
ANILARIM
Nezih Yıldırım
Yorumlar