AĞLATTIN
Gönlümdeki yarayı
Deştin yine kanattın
Kurudu göz pınarım
Bugün yine ağlattın
Nezih Yıldırım
23.09.2004
YARANIN İZİ KALIR
Ömür, sadece yaşanan günlerden ibaret değildir. Yaşanan günler kadar, yaşanamayan günler de şekillendirir insan hayatını.
Geçen yıllara rağmen unutulmayan birçok hatıralar vardır. Ama bazı hatıralar geçen yıllara rağmen birden bire canlanıverir anılarda!
İyileşti sanılan yaraların, bir bakış veya küçük bir dokunuşla,hâlâ iyileşmemiş olduğu görülür gönüller de.
İşte bu dörtlük, biraz da, böyle bir hâlin ifadesidir.
“Gönlümdeki yarayı / Deştin yine kanattın…”
Burada söz konusu olan, bedeni bir yara değildir.
Gözle görülen ve üzerine merhem sürülüp zamanla iyileşmesi beklenen bir yara da değildir.
Bu, bir gönül yarasıdır.
Erzurumlu Emrah, gönül yarasını ne güzel anlatmıştır:
El çek tabib el çek yaram üstünden
Sen benim derdime deva bilmezsin
Sen nasıl tabibsin yoktur ilacın
Yaram yürektedir sara bilmezsin
Emrah’ın deyimiyle gönül yarasının merhemi de bedendeki yaralara sürülen merhem gibi değildir.
İyileştiği sanılan; yara izleri asla silinmez gönülden…
YARA KABUK BAĞLAR MI?
Bir yaranın,önce sızısı hissedilir, sızı hafifleyip kabuk bağlayan yaranın iyileştiği sanılır.
Gönül yarası ise biraz farklıdır.
Seven, unutmaz; ama o sevdayla yaşamayı öğrenir.
Günler, aylar,yıllar derken hayat devam eder.İnsan güler, konuşur, çalışır, dostlarıyla oturur.
Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünür.
Ama insan gönlünün bir köşesinde, kimsenin görmediği bir yer vardır.
Ve geçmişin gönül yarasından bir iz hep durur o yerde…
Beklenmedik bir anda bir kelime, veya bir hatıra gelir aklına ve insanı yıllar öncesine götürür.
İşte o zaman anlarsın:
Birçok şeyin bitmemiş; olduğunu.
“YİNE” KELİMESİ”
Dörtlüğümde özellikle üzerinde durduğum kelimelerden biri “yine” kelimesidir.
“Deştin yine kanattın…”
“Bugün yine ağlattın…”
Bu iki “yine” kelimesi aslında dörtlüğün yük kolonları gibidir ve şiirin bütün ‘hikâyesinin’ yükünü taşır üzerinde.
Çünkü “yine” kavramı, bunun ilk defa olmadığını ve daha önce de kanamış bir gönül yarası olduğunu anlatır.
Demek ki göz pınarları daha önce de akmıştır ve gönül, geçmişte yaşadığı bir hüznü tamamen geride bıraktığını zannederken aynı hüzünle yeniden karşılaşmıştır.
İnsan hayatında böyle “yine”ler epeyce vardır.
Yıllar sonra karşılaşılan bir insan…
Eski bir mektup…solmuş bir fotoğraf…Çocuklukta yaşanmış bir bayram…Bir dostun sesi ve bir anı…Bazen yalnızca bir iz…
Ve bir anda geçmişin kapısından içeri giriliveriş…
KURUYAN GÖZ PINARI
Dörtlüğün üçüncü ve dördüncü mısraları, bana göre şiirin en içli tarafını oluşturuyor:
“Kurudu göz pınarım
Bugün yine ağlattın.”
Burada göz pınarının kuruması, sadece ağlamaktan değildir.
Bir bakıma insanın artık ağlayacak hâlinin kalmamasıdır.
Bunca yaşanmışlıktan sonra gözyaşlarının tükendiğini anlatmaktır.
Ama hayat insana gözyaşının tükenmediğini ve sadece bir müddet gönlün derinliklerine çekildiğini gösterir.
Sonra bir gün ve bir anda yeniden ortaya çıkıverir.
İnsan da şaşırır:
“Ben artık bunu unutmuştum.” der.
Hayır…
Belki de unutmamıştım.Ve sadece onunla yaşamayı öğrenmiştim.
HATIRALAR ÖLMEZ Mİ?
Ben yarım asrı geçen yazarlık hayatım da; binlerce insanın hikâyesine, sevincine, hüznüne, kırgınlığına ve hasretine şahit oldum.
Kendi hayatımdan kalan hatıralar da işin cabası…
İnsan yaşı ilerledikçe anlıyor ki hayatın en büyük hazinesi, sahip olduklarımız değil, hatırlayabildiklerimizdir.
Çünkü insanın elinden birçok şey alınmış olabilir.
Evler, şehirler değişebilir. İnsanlar uzaklaşır. Dostluklar eskir.Çocukluk bir dönemdir ve biter.Gençlik geride kalır.
Fakat hafıza,bunları kendi sandığında saklamaya devam eder.
Bazen de yıllarca açılmaz o sandık.
Açıldığında ise içinden çıkanların yaşını soramazsınız.
Çünkü hatıraların takvimi olmaz.
İnsan bugün yetmiş yaşında olabilir ama bir hatıranın karşısında kendisini yeniden gençlik yaşında bulabilir.
İşte şiir biraz da budur ve
geçmişin bugün yeniden konuşulmasıdır.
HERKESİN İÇİNDE BİR “ESKİ” VARDIR!
İnsanı insan yapan taraflardan biri de geçmişini bilebilmesidir.Ve herkesin içinde kimsenin bilmediği bir “eski” vardır.
Belki eski bir sevda…Belki yarım kalmış bir dostluk…
Belki söylenememiş bir söz…Belki bir vedalaşma…Belki bir özür…Belki de bir daha dönülemeyecek bir yol.
İnsan bunların bazılarını anlatır, bazılarını anlatamaz.Bazılarını unutmuş olsa da,
bazılarını ömrünün sonuna kadar gönlünde saklar.
Ayrıca insanın her şeyi anlatması da mümkün değildir zaten.
Bazı yaşanmışlıkların sahibi yalnızca insanın kendisidir.
Birçok hatırayı anlatmaya bile kıyamaz insan.
Bazı isimleri de yüksek sesle söyleyemez.
Bazı duygular,kelimeye döküldüğünde eksilecek sanılır.
Şair de çoğu söyleyemediklerini mısralara döker.
Benim bu dörtlükte yaptığım, biraz da budur işte.
YILLAR SONRA
Bu dörtlüğü 23 Eylül 2004’te yazmışım.
Bugün üzerinden yıllar geçti.
Geriye dönüp baktığımda, yaşanmış o duygunun yalnızca o güne ait olmadığını görüyorum.
Çünkü şiirin ömrü, yazıldığı günle sınırlı olmuyor.
Şairin yazdığı bir dörtlük, aradan yıllar geçsede konuşmaya devam ediyor.
Bazen yazıldığı günü anlatıyor.Bazen yazıldığı kişiyi…Bazen de artık bambaşka bir anlam kazanıyor dünyada.
Çünkü insanın yaşadıkları ve hayata bakışı değişmiş olabiliyor.
Aynı mısra, yirmi yıl sonra insana başka şeyler söyleyebiliyor.
Belki de şiirin güzelliği de buradan geliyor.
Şairin yaşadığı duygudan doğan bir güzellik okuyanın gönlünde başka bir hayat bulabiliyor.
BİR HAFIZA DEFTERİ
İnsan hafızası yalnızca akılla taşınmaz.Gönlünün de kendine göre bir hafızası vardır.
Aklımızın unuttuğunu gönlümüz hatırlayabilir.
Bir insanın adını unutursunuz ama onun yüzünü veya sesini unutmazsınız.
Bir olayın tarihini hatırlayamazsınız ama o gün hissettiğiniz duyguyu hatırlarsınız.
Bir yerin adını unutursunuz ama orada yaşadığınız bir an ömrünüz boyunca sizinle birliktedir.
Demek ki gönül de bir hafıza defteridir.
Üstelik bu defterin bazı sayfaları silinememiştir. Üzerine yeni şeyler yazılabilir ama eski yazılanlar da bütünüyle kaybolmaz.
Bazen bir cümleyle yeniden görünür hâle gelir tüm yazılmış olanlar.
İşte gönül yarası da bu defterin en hassas sayfalarıdır.
KIRILMAMAK DEĞİL, YAŞAYABİLMEKTİR
Hayat insana her zaman istediği mutluluğu vermez.İnsan kırılır. Üzülür.Kaybeder.Aldanır.Bazen de en güvendiği yerden yara alır.
Bütün bunlara rağmen hayat devam eder.
Belki de olgunlukta burada başlar.
İnsan hiç kırılmamakla değil, kırıldıktan sonra yeniden ayağa kalkabilmekle olgunlaşır.
Hiç ağlamamak güç değildir.
Asıl güç, ağladıktan sonra gözyaşını silip yoluna devam edebilmektir.
Hiç yara almamak da mümkün değildir.
Asıl mesele, yaralarımızın bizi bütünüyle değiştirmesine izin vermemektir.
İnsan gönlünü taşlaştırmadan da güçlü olabilir.Bana göre gerçek güç, yaşadığı olumsuzlukların içinden geçerken insanlığını kaybetmemesidir.
ŞİİRİN BIRAKTIĞI YER
Bu dörtlük, bugün bana yalnızca geçmişte yaşanmış bir olayı hatırlatmıyor.İnsanın ömür boyu zihninde taşıdığı anıları düşündürüyor.
Kimi yaralara tuz kimine de tütün basılır.Kimi yaralar yok sayılır.Kimi yaraların da izi kalır gönüllerde.
Kimi yaralar da insanın karakterinin bir parçası hâline gelir.
Ama ne olursa olsun, insan geçmişiyle kavga ederek değil, onunla yüzleşerek huzura yaklaşır.
Geçmiş değişmez, söz bitmiş, giden gitmiştir.
Ama olaylar karşısında insanın geçmişe bakışı değişebilir.
Belki yıllar önce insanı ağlatan bir olay, bugün bize bir hayat dersi verebilir.
Ben Boyabat yöresine ait bir türkü bilirim.
“Tabaklının Deresi Boyabat Yolu Neresi” diye başlar ve hunharca işlenmiş bir cinayeti anlatır.
Ama insanlar bu türküyü oyun havasına çevirmiştir ve düğünlerde o türkü ile eğlenirler.
Demekki dün insana ağır gelen bir olay, bugün bizi daha anlayışlı bir insan hâline getirebilir.
Belki de bazı olayların bize bıraktığı en büyük miras, insani problemleri daha iyi anlayabilmek olmuştur.
Ben bu dörtlüğü yıllar önce yazarken yalnızca bir gönül yarasını dört mısraya dökmüş olabilirim.
Yıllar sonra aynı mısralara yeniden baktığımda başka bir hakikat görürüm.
İnsan, unuttuğu şeyleri aslında gönlünün derinliklerinde saklayabiliyor.Bazen de hayat, o sandığın kapağını yeniden açtırabiliyor.
Söylenen bir söz, görülen bir yüz.Bir hatıra canlanıverir gönüllerde…
Ve insan anlar ki:Yara kabuk bağlamış olsa da hatıra hâlâ kanayabiliyor gönülde.
Belki de bu yüzden insan geçmişinden kaçamıyor; kaçmamalı…
Onu anlamalı ve onunla barışmalı. Hayatın kendisine verdiği bütün olumsuzluklara rağmen gönlünü iyiliğe kapatmamalı insan…
Çünkü hayat, yalnızca olumsuzluklardan ibaret değildir.
Gönül yarasında da,iyileşme ve ayrılığın yanında da kavuşma ümidi…
Bunların arasında, elde kalan en kıymetli şeylerden biri de hatıralardır.
Benim dörtlüğüm de, bugün, yıllar önceki bir duygunun hatırası olarak önümde duruyor.
Ben ona baktıkça geçmişi hatırlıyorum.
Ayrıca bana olumsuzlukları değil, insan olduğumu hatırlatıyor.
Ve belkide gönül iyileşmeyen yaralarla yaşamayı öğreniyor…
Nezih Yıldırım
AĞLATTIN
Nezih Yıldırım
Yorumlar