Şubat Ayının İlk Haftasında İstanbul
Şubat ayının ilk haftasında İstanbul yine bildiğiniz gibi…
Gökyüzü gri bir örtüyle kaplanmış, Boğaz’ın suları bu örtüyü bir ayna gibi yansıtıyor.
Ne tam karanlık ne tam aydınlık; şehrin havası insanın ruhunu bir bekleyişe sürüklüyor.
Serin rüzgâr, Galata’nın taş sokaklarında dolaşırken vapur iskelelerinde martıların çığlıklarıyla birleşiyor.
İstanbul’un havası bugün biraz yorgun ama aynı zamanda canlı; tıpkı mega şehrin kendisi gibi.
Caddelerde insanlar sel gibi akıyor. Her yüz kendi hikâyesini taşıyor:
Kimi işine yetişme telaşında, kimi hayallerini sırtında, kimi ise yalnızca günü tamamlamanın derdinde.
Trafik, şehrin damarlarında dolaşan kan gibi durmaksızın akıyor.
Korna sesleri, vapur düdükleri, metro istasyonlarının kalabalığı…
İstanbul’un ritmi insanın kalbine karışıyor. Bu ritim bazen yorucu, bazen büyüleyici.
Bugünün ruh hâli biraz sabırsız, biraz yorgun ama umut kırıntılarıyla dolu.
İnsanlar, şehrin karmaşasında kendilerine küçük sığınaklar arıyor:
Bir kahve molasında, bir dost sohbetinde, bir martının kanat çırpışında.
İstanbul’un insanı, bugünün yükünü omuzlasa da yarına dair bir hayali hep saklıyor:
Daha düzenli yollar, daha sakin günler, daha huzurlu bir şehir…
Belki de bu hayal, şehrin asıl enerjisini besleyen gizli kaynak.
Bir yazar, bir zamanlar İstanbul’u şöyle anlatmıştı:
“Bir kahvehanenin köşesinde oturan ihtiyar, sobanın çıtırtısına kulak verirken dışarıda hayat sel gibi akıyor. İnsan, kalabalığın içinde kaybolsa da kendi iç dünyasında bir dinginlik arar. İstanbul, hem yoran hem de yaşatan bir şehirdir.”
Geçmişe ait anılarım olduğu gibi geleceğe dair hayallerim de var… Hepsi İstanbul’un ruhunda saklı.
Bu şehir her zaman bir umut şehri olmuştur.
Yarınların İstanbul’u belki daha yeşil parklarla, daha sakin sokaklarla, daha huzurlu bir yaşamla hayal ediliyor.
Ama aynı zamanda şehrin bu bitmeyen hareketi, hiç durmayan akışı insanlara bir canlılık da veriyor.
İstanbul, yorucu olduğu kadar yaşatan bir şehir.
Tatil ya da işi nedeniyle Anadolu’nun bir köyünde, bir kasabasında olanlara sesleniyorum:
Merak etmeyin, bugün de İstanbul yine bildiğiniz gibi… Karmaşık ama büyüleyici, yorucu ama vazgeçilmez.
Ve belki de tam da bu yüzden, geleceğe dair umutlarımızı diri tutan bir şehir.
Çünkü İstanbul sadece bir şehir değil; bir hayalin, bir sabrın, bir umudun adı.