Paylaşmanın, Merhametin ve İnsan Olmanın Mevsimi

Takvimler Ramazan ayının ortasını gösteriyor...

Mübarek ayın ilk on beş günü sessizce geçti; geride kalan günler, bize zamanın ne kadar hızlı aktığını bir kez daha hatırlattı.

Önümüzde ise hâlâ kıymetli bir fırsat duruyor:
On beş günlük bereketli bir zaman dilimi.

Belki de bu günler, kalplerimizi biraz daha yumuşatmak, sofralarımızı biraz daha büyütmek ve hayatın gerçek anlamını yeniden hatırlamak için bize sunulmuş bir imkândır.

Ramazan yalnızca aç kalmak değildir. Ramazan, insanın kendini ve çevresini hatırlama mevsimidir.

Gün boyu susuzluk ve açlıkla imtihan olan insan, iftar vakti bir lokmanın, bir yudum suyun ne kadar kıymetli olduğunu daha derinden hisseder.

İşte o anda, dünyanın başka köşelerinde her gün bu açlığı yaşayan insanların hâli daha iyi anlaşılır.

Ramazan’ın en büyük hikmetlerinden biri de budur:
Kalpleri başkalarının derdiyle tanıştırmak.

Bu ay, fakirin, fukaranın, muhtacın hatırlandığı bir merhamet mevsimidir.

İftar sofralarının etrafında yalnızca yemek değil, gönüller de paylaşılır.

Bir kapı çalınır, bir ihtiyaç sahibine uzatılan bir erzak paketi belki küçük görünür; ama aslında o paketin içinde umut vardır, kardeşlik vardır, insanlık vardır.

Eskiden mahallelerde iftar sofraları daha geniş kurulurdu. Komşular birbirini çağırır, kapılar ardına kadar açık olurdu.

Çorbalar kaynar, pideler bölüşülür, sofralar sadece yemekle değil sohbetle de bereketlenirdi.

Çünkü Ramazan, insanları birbirine yaklaştıran bir iklimdir.

Bugün modern hayatın hızında belki biraz uzaklaştığımız bu gelenekleri yeniden hatırlamak, belki de Ramazan’ın bize en önemli çağrılarından biridir.

Çünkü dünya dediğimiz yer geçici bir konaktır. İnsan, bu fani dünyada bir imtihandan geçmektedir. Servetler, makamlar, kalabalıklar…

Hepsi bir gün geride kalacak. Geride kalacak olan şey ise, bir yetimin başını okşayan el, bir muhtacın kapısını çalan merhamet, bir sofraya davet edilen misafirin duasıdır.

Ramazan bize aslında şunu hatırlatır:
İnsan, insanın yurdudur. Birbirimize sahip çıkmadığımız sürece ne şehirlerimiz huzurlu olur ne de kalplerimiz.

Şimdi Ramazan’ın yarısını geride bıraktık.

Belki bazı şeyleri yapmaya niyet ettik ama henüz gerçekleştiremedik.

Belki bir ihtiyaç sahibini ziyaret etmeyi erteledik, belki bir sofraya misafir çağırmayı düşünürken zaman bulamadık.

Ama hâlâ geç değil. Önümüzde bereketle dolu günler var.

Geliniz, kalan günleri daha anlamlı kılalım. Bir yetimin yüzünde tebessüm olalım. Bir fakirin duasında yer bulalım. Bir komşunun kapısını çalalım. Soframızdaki ekmeği paylaşalım.

Paylaşacağımız hiçbir şey kalmadı ise en azından yüzümüzdeki tebessümü çok görmeyelim. Onu paylaşalım.

Çünkü Ramazan sadece takvimde duran bir ay değildir. Ramazan, insanın kalbinde yeşeren merhametin adıdır.

Belki de bu dünyada kazanılabilecek en büyük imtihan, insan kalabilmektir.