ALLI KADIN
Allı kadın, güllü kadın
Yanakları ballı kadın
Bir canım var, o da senin
Vur hançeri al be,kadın
Nezih Yıldırım
20.8.1996
BİR KADIN, BİR ÖMÜR, BİR GÖNÜL
İnsan hayatında bazı kelimeler vardır; söylendiğinde, o kelime kişileri değil, dünyayı anlatır. Kadın da böyle bir kelimedir işte.
Bazen anne olur; hayatın hemen başlangıcında…Bazen eş olur; insanoğlunun ömrünü paylaştığı hayat yolunda…
Bazen sevgili olur; gönlün en derin yerinde saklanan hatıra gibi…
Bazen de, bunların ötesine geçer ve insanın hayatında “öteki” olmaktan çıkar, “biz veya ben” olur.
Bu dörtlükte anlatmak istediğim kadın, biraz da budur!
Neşet Ertaş Usta da, “Kadınlar insandır; biz erkekler ise insanoğlu.” demiyor mu zaten?
“Allı kadın,güllü kadın” derken sevgiliyi ağdalı cümlelerle anlatmak yerine, halkın sıcak ve samimi diliyle anlatmaya çalışmışız meseleyi…
Çünkü gerçek sevgi çoğu zaman süslü cümlelerden uzak, insanın içinden kendiliğinden dökülen birkaç kelimede saklıdır.
Allı kadın…Güllü kadın…
Yanakları ballı kadın…
Bunlar yalnızca bir kadına söylenmiş sözler değildir.
Bunların içinde bir yakınlık, bir şefkat, bir alışkanlık, bir gönül bağı vardır.
İnsan sevdiğine bazen adıyla değil, gönlünün ona verdiği isimle seslenir.
SEVGİNİN DİLİ
“Yanakları ballı kadın” mısrası, bugünün mekanik ve hızlı dünyasında,bize başka bir zamanı hatırlatıyor.Sevmenin daha sade olduğu, insanların birbirlerine bakarak konuştuğu, bir bakışın uzun cümlelerden daha fazlasını anlattığı zamanları…
Sevmenin bir dili vardır.Bu dil bazen bir bakıştır.Bazen bir tebessüm. Bazen sofrada beklemektir.Bazen hastalandığında başucunda bulunmaktır.
Nitekim Çorum yöresinin güzel türkülerinden “Şu Uzun Gecenin Gecesi Olsam” türküsünde:
“Dediler ki nazlı yârin pek hasta
Başında okuyan hocası olsam…”
denildiği gibi.
Bazen de hiçbir şey söylemeden “Ben buradayım.” diyebilmektir.
Çünkü hayat arkadaşlığı yalnızca güzel günlerin paylaşılması değildir.
Esasen, hayatın yükü ağırlaştığında onu paylaşabilmek ve aynı yöne bakabilmektir.
Gençlikte güzelliğe, heyecana ve sevdaya dayanan sevgi; zaman geçtikçe başka bir imtihandan geçer.
Saçlara ak düşer, yüzlerde yılların çizgileri belirir, insanın gücü azalır. Fakat gönülden gelen bir bağ varsa, bütün bunlar sevginin azalmasına değil, derinleşmesine vesile olur.
Belki de insan, eşini en çok yaşlandığında tanır.
Çünkü gençlik güzelliği paylaşır; olgunluk ise hayatı…
“BİR CANIM VAR, O DA SENİN”
Dörtlüğün üçüncü mısrası, bütün şiirin yönünü değiştiriyor:
“Bir canım var, o da senin.”
Burada artık sevgi, beğeniden çıkıp teslimiyete dönüşüyor.
İnsan sevdiğine yalnızca gönlünü değil, hayatını da emanet ediyor.
Bir canın varsa ve onu bir başkasına emanet edebiliyorsan, orada sıradan bir sevgiden söz edilemez. Orada güven vardır. Vefa vardır. Fedakârlık vardır.
Çünkü sevgi yalnızca “Seni seviyorum.” demek değildir.
Bazen:
“Senin için sabrederim.”
Bazen:
“Senin yükünü paylaşırım.”Bazen:
“Sen üzülme diye susarım.”
Bazen de: “Hayatın sonuna kadar yanında olurum.”
demektir.
İşte insanı sevgiliden hayat arkadaşına götüren yol budur.
HANÇERİN MECÂZI
Dörtlüğün son mısrası ilk okuyuşta oldukça serttir:
“Vur hançeri al be kadın.”
Fakat şiirin bütünlüğü içinde biraz sitem bulunmakla beraber; bu hançeri gerçek anlamıyla değil, aşkın mecazı anlamıyla okumak gerekir.
Şair burada adeta şöyle demektedir:
“Benim senden başka hiçbir şeyim yok. Bir canım var, onu da sana verdim. İstersen gönlüme gir, istersen benden uzak dur;ben zaten kendimi sana emanet ettim.”
Bu, sevginin en uç noktadaki teslimiyetidir.
Fakat burada başka bir hakikat daha vardır:
İnsana en büyük yara, sevdiğinden gelir.insan, değer verdiği birinin sözüyle incinir.
Yabancının sözü kalbe işlemez.
Sevgili, kalbine dokunabilen ve orada yeri olan kişidir.
Bu yüzden sevgi, mutluluk kadar incinme ihtimalini de taşır. İnsan gönlünü açtığı yerde yaralanmayı da göze alır.
KADIN KİMDİR?
Yıllar geçtikçe insanın kadına bakışı da değişir. Gençlikte kadın daha çok güzelliğiyle görülür. Olgunlukta ise insan, kadının güzelliğinden önce varlığının kıymetini anlamaya başlar.
Çünkü bir kadın bazen bir evin sıcaklığıdır.Bazen, Neşet Ertaş’ın anlamlandırdığı gibi, “çocukların annesidir.”
Bazen hastalıkta başucunda bekleyendir.
Bazen insanın bütün dünyaya karşı yorulduğu bir akşamda, eve döndüğünde yüzüne bakıp hiçbir şey sormadan seni anlayandır.
Ve bazen insan, hayatının büyük bölümünü birlikte geçirdiği kadının değerini, onu kaybetme ihtimaliyle yüzleştiğinde daha iyi anlar.
İşte o zaman “kadın” kelimesi başka bir anlam kazanır.
Artık o, yalnızca kadın değildir.
O, ömrün şahididir.
BİRLİKTE YAŞLANMAK
Hayatın belki de en güzel taraflarından biri, sevdiğin insanla birlikte yaşlanabilmektir.Gençlikte yan yana yürümek kolaydır.Asıl mesele, yıllar sonra adımlar yavaşladığında yine yan yana yürüyebilmektir.
Gençlikte birbirinin güzelliğine bakmak kolaydır.
Asıl sevgi, yüzlerde oluşan yılların izlerine aynı sıcaklıkla hâla bakabilmektir.
İnsan yaşlandıkça anlıyor,hayat büyük mutluluklardan çok küçük beraberliklerden oluşuyor.
Aynı sofraya oturmak…Aynı ekmeği paylaşmak…Birlikte geçmişi hatırlamak…Çocuklardan, torunlardan söz etmek…
Eski bir fotoğrafa bakıp gülümsemek…Bunların her biri, gençlikte fark edilmeyen ama yaş ilerledikçe değeri büyüyen hazinelerdir.
Belki de gerçek sevgi, yıllar sonra eşine hâlâ “kadınım” diyebilmektir.
SEVGİNİN SONU YOKTUR
Bu dörtlüğü yıllar önce yazmışım.Aradan geçen zaman, insana birçok şeyi yeniden düşündürüyor.
Gençken yazılan bir aşk dörtlüğü, yıllar sonra insanın karşısına başka bir yüzle çıkabiliyor.O gün belki heyecan vardı.
Bugün ise hayat tecrübesi var.
O gün sevginin sıcaklığı vardı.
Bugün sevginin ne kadar büyük bir emek olduğunu daha iyi biliyoruz.
Çünkü hayat bize şunu öğretiyor:
Sevmek kolaydır; sevdiğinin yanında kalmak zordur.
Güzel günlerde herkes yanınızda olabilir.Ama hayatın yükü ağırlaştığında, hastalık geldiğinde, yaş ilerlediğinde, umutlar azaldığında elinizi bırakmayan insan gerçek hayat arkadaşıdır.
İşte kadın, böylesi bir hayat arkadaşlığı içinde yalnızca sevilen değil, hayatın birlikte taşındığı insandır.
SON SÖZ
Şimdi dönüp bu dörtlüğe yeniden baktığımda, dört mısrada aslında bir ömürlük duygunun saklandığını görüyorum.
Allı kadın…Bir çağrı.Güllü kadın…Bir sevgi.Yanakları ballı kadın…Bir hayranlık.
Bir canım var, o da senin… Bir teslimiyet.Ve nihayet:
Vur hançeri al be kadın…Bir gönül emaneti…Belki de sevginin en güzel tarifi: İnsanın kendisini sevdiğine emanet edebilmesidir.
İnsan dünyaya yalnız gelir; fakat hayatı anlamlı kılan, yolunu biriyle paylaşabilmesidir.
Kadın, kimi zaman anneniz, kimi zaman eşiniz, kimi zaman sevgiliniz, kimi zaman evladınızın annesidir. Fakat bütün bu rollerin ötesinde, insanın hayatına dokunan ve onun hikâyesinde iz bırakan bir gönül varlığıdır.
Ve yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda, hayatımızda biriktirdiğimiz şeylerin çoğunun eşya değil, insan ve hatıra olduğunu anlarız.
İşte o zaman bir dörtlük, bir hayata dönüşür.Ve insan kendi kendine sorar:
“Bunca yıl içinde, neyi biriktirdim?”
Cevap çoğu zaman aynıdır:
Sevdiklerimi…Paylaştığım günleri…
Ve gönlümde kalan insanları.
Nezih Yıldırım
ALLI KADIN
Nezih Yıldırım
Yorumlar