Ramazan'ın Ruhu ve Toplumsal Dönüşüm

Yine geldi on bir ayın sultanı Ramazan... Mega kentlerimiz başta olmak üzere tüm şehirlerimiz, kasabalarımız, mahallelerimiz bambaşka bir havaya büründü. Çarşı pazar kıpır kıpır, camilerin avluları hareketleniyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı fitre miktarını açıkladı, Fırıncılar Odası pide fiyatlarını belirledi, belediyeler camilerin genel temizliğine başladı. Vakıflar Genel Müdürlüğü iftar programlarının nerede yapılacağını duyurdu, müftülükler hangi camilerde hatimle teravih kılınacağını planladı.

Bütün bu hazırlıklar, toplumun Ramazan'a nasıl bir önem atfettiğinin somut göstergeleri.

Ama Ramazan sadece bu hazırlıklardan, bu görünen telaştan ibaret mi? Yoksa altında çok daha derin bir anlam, çok daha köklü bir dönüşüm mü yatıyor?

Zamanın Kutsallığı

İslâm geleneğinde zaman kavramı özel bir öneme sahiptir. Her an değerlidir ama bazı zamanlar diğerlerinden daha mübarek kabul edilir. Cuma günleri, kandil geceleri ve en başta da Ramazan ayı...

Bu ay, sadece takvimde bir sayfa değişikliği değil, ruhani bir dönüşümün başlangıcıdır.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa'nın (S.A.V.) "Ramazan ayı geldi, bereketle dolu mübarek bir aydır. Allah bu ayda orucu size farz kıldı" sözleri, bu ayın kutsiyetini vurgular.

Ramazan, Kur'an'ın indirilmeye başladığı aydır. Bu yönüyle sadece Müslümanlar için değil, insanlık tarihi için de milat sayılabilecek bir zamandır.

Vahyin ilk harfleriyle başlayan "Oku!" emri, bilgiyi, öğrenmeyi, düşünmeyi merkeze alan bir medeniyetin temellerini atmıştır.

Dolayısıyla Ramazan, salt ibadet etmenin ötesinde, o ilk vahyin mesajını yeniden hatırlama, yeniden düşünme ayıdır.

Oruç: Beden ve Ruhun Arınması

Oruç, İslâm'ın beş şartından biridir. Sabah ezanından (imsak) akşam ezanına kadar yemeden, içmeden, nefsani arzulardan uzak durmaktır.

Ancak orucun hakikati bundan çok daha ötededir. Hz. Peygamber Efendimiz'in "Kim yalan söylemekten, yalana göre amel etmekten vazgeçmezse, Allah'ın onun yemesini içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur" hadisi, orucun sadece fiziksel bir perhiz olmadığını açıkça ortaya koyar.

Oruç, insanı nefsine karşı mücadeleye çağırır. Bu mücadele kolay değildir. Özellikle çağdaş dünyanın tüketim çılgınlığı, anlık tatmin arayışı, sürekli yemek-içmek kültürü içinde oruç tutmak, gerçek bir irade sınavıdır. İşte tam da bu yüzden değerlidir.

İnsan, aç kaldığında fakirin halini anlar. Susadığında susuzluğun çilesini kavrar. Yorulduğunda sabretmeyi öğrenir. Oruç, empati okulunda verilen en etkili derstir.

Toplumsal Dayanışmanın Zirvesi

Ramazan ayının belki de en güzel tarafı, toplumsal dayanışmayı zirveye çıkarmasıdır.

İftar sofralarında zengin-fakir, genç-yaşlı, tanıdık-yabancı bir araya gelir. Komşular birbirlerine yemek gönderir. Hayırseverler muhtaçlar için iftar sofraları kurar. Fitre ve zekat verilir. Bu, İslâm'ın öngördüğü sosyal adaletin pratiğe dökülmesidir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken hassas bir nokta var. Yardımlaşma, sadece Ramazan'a has olmamalı. Fakirler sadece Ramazan'da mı aç? Yoksullar sadece bu ayda mı muhtaç?

Ramazan bize hatırlatır: Dayanışma, bir mevsimlik değil, yıl boyu sürmesi gereken bir sorumluluktur.

Bu mübarek ay bize, birimizin derdi hepimizin derdi olduğunu, kimsenin tok gözünün açları görmemezlikten gelemeyeceğini öğretir.

Maneviyatın Yeniden Keşfi

Modern hayatın koşuşturması içinde insan kendini kaybediyor. Sabahtan akşama işten eve, evden işe koşturuyoruz. Ekranlara, telefonlara, sonsuz bilgi akışına boğuluyoruz. Durup düşünmeye, kendimize bakmaya, ruhsal hesaplaşma yapmaya vakit bulamıyoruz. Ramazan, bu çarktan çıkıp kendimize dönme fırsatı sunar.

Teravih namazları, mukabele programları, Kur'an okuma meclisleri, sohbet halkalarıyla camiler maneviyat merkezlerine dönüşür.

İnsanlar akşamları televizyon başında değil, cemaatle vakit geçirmeyi tercih eder. Bu, belki günümüzde kaybolan toplu ibadet kültürünün yeniden canlanışıdır. Yalnızlaşan modern insana, birlikteliğin huzurunu tattırır.

Ancak maneviyat yalnızca camide yaşanmaz. Evde okunan Kur'an'dan sureler, aile fertlerinin birlikte iftar sofrasına oturması, çocukların oruç tutma heyecanı, yaşlılara gösterilen saygı... Ramazan, aileyi de yeniden kurar.

Belki de bu yüzden nostaljik bir duygu uyandırır içimizde. Çünkü çocukluğumuzun, aile birlikteliğinin, samimiyetin kokusunu taşır.

Tüketim Toplumu ve Ramazan Çelişkisi

Fakat şunu da görmezden gelemeyiz:
Ramazan, son yıllarda giderek daha fazla ticarileşiyor. İbadet ayı yerine etkinlik ayına evriliyor. Marketlerde dev indirimler, ramazan paketleri, özel kampanyalar...

Fırınların önünde pide kuyruğu, medyada kola reklamları, iftar programlarında görüntü kirliliği... Sosyal medyada iftar sofraları yarışı, lüks restoranların ramazan menüleri... Tüm bunlar, ne yazıkki Ramazan'ın ruhunu zedeliyor.

Elbette ticaret hayatın bir gerçeğidir. Fırıncının, bakkalın, esnafın geçimi vardır. Lakin Ramazan'ın bir tüketim çılgınlığına, bilhassa israfa dönüşmemesi gerekir.

Oruç açarken israf etmemek, itidal ölçüsünü korumak, gösteriş yerine gönül zenginliğini tercih etmek gerekir.

Hz. Peygamber Efendimiz'in mütevazı sofraları, bir avuç hurma ve bir bardak su ile açtığı oruçlar unutulmamalıdır.

Diyanet'in açıkladığı fitre miktarı da bu bağlamda önemlidir. Fitre, zenginliği başkalarıyla paylaşma emridir. Herkesin gücüne göre vermesi, toplumsal dengeyi sağlamak içindir.

Ancak burada da bilinçli olmak lazım. Fitre, sadece ödemesi gereken bir fatura değil, fakiri düşünmenin, toplumsal sorumluluğu hatırlamanın aracıdır.

Kadir Gecesi: Bin Aydan Hayırlı Gece

Ramazan'ın zirvesi Kadir Gecesi'dir. "Bin aydan hayırlı" olan bu gece, Kur'an'ın indirildiği gecedir.

Mü'minler bu geceyi ihya eder, sabaha kadar ibadet eder, dua eder, istiğfar eder. Camiler dolup taşar, minarelerde mahyalar yanar, eller semaya açılır.

Kadir Gecesi, aslında bir fırsat gecesidir. Yılın diğer günlerinde yapamadıklarımızı telafi etme, hatalarımızdan dönme, af dileme fırsatıdır.

Bu gece, Allah'ın rahmetinin en geniş olduğu andır. Mü'minler için bir yenilenme, pişmanlık ve ümit gecesidir.

Bayram: Kavuşmanın ve Bağışlamanın Günü

Ramazan'ın sonu bayramdır. Üç gün süren Ramazan Bayramı, ailelerin bir araya geldiği, küskünlerin barıştığı, çocukların sevindiği günlerdir.

Büyüklerimizin elini öpme geleneği, bayram namazları, mezar ziyaretleri, bayram tebrikleşmeleri... Bunlar, toplumsal dokuyu örmeye devam eder.

Bayram, orucun mükafatıdır. Bir ay boyunca nefsini terbiye eden, sabır gösteren, ibadetini yerine getiren müminin ödülüdür.

Bayram yalnızca biten bir ayın kutlaması değildir. Ramazan'da edinilen güzel hasletlerin, yıl boyunca devam edeceğinin sözüdür.

Sonuç olarak Ramazan, sadece bir takvim ayı değildir. O, bir ruh halidir, bir yaşam tarzıdır, bir değişim fırsatıdır.

Oruç tutmak, teravih namazı kılmak, Kur'an okumak güzeldir ama asıl olan bu ayda kazanılan değerleri hayatımızın her anına taşımaktır.

Merhamet, paylaşma, sabır, tevazu, alçak gönüllülük... İşte Ramazan'ın bize öğretmek istediği değerler bunlardır.

Eğer Ramazan'dan sonra eski haline dönen, bir ay boyunca gösterdiği hassasiyeti unutan bir toplum olursak, bu ayın hakkını veremeyiz.

Ramazan, bir maraton değil, hayat boyu sürecek bir yolculuğun başlangıcıdır.

On bir ayın sultanı Ramazan geldi ve bize bir kez daha hatırlatıyor:
Asıl olan, geçici olan bu dünyada kalıcı izler bırakmak, Allah'ın rızasını kazanmak ve insanlığa faydalı olmaktır.

Haydi, bu mübarek ayı hakkıyla değerlendirelim.

Oruçlarımız kabul, dualarımız müstecab, Ramazan-ı Şerif'imiz mübarek olsun.