HANGİ GARİP ÖLDÜ
Yine sela okunuyor,
Ne oldu, vakit mi geldi?
Hasta diye duymamıştım,
Bilmem, hangi garip öldü?
Nezih Yıldırım – 19.11.2022
BİR SELA, BİR HAYAT…
Bazen bir ses, insanı yıllar öncesine götürür. Bu ses, bir ezan sesi de olabilir, bir sela sesi de…Hayatımızda öyle sesler vardır ki insanı duyduğu anda düşünmeye sevk eder. Hele de sela sesi… O ses, insanın kulağına yalnızca bir ölüm haberini taşımaz. Bir bakıma hayatın telaşını susturur ve insana kendi sonunu hatırlatır.
19 Kasım 2022’de mahallemizde yaşayan bir insan vardı. Öyle sıradan bir insan da değildi.
Askerliği hariç, ömrünü aynı mahallede geçirmiş, hemen hemen herkesin tanıdığı biri hâline gelmişti. Bir zamanların biçkin delikanlısı ve sanki mahallenin ayrılmaz bir parçasıydı.
Yaşlılığında sergilediği güzel tavırlarıyla da adeta mahallenin maskotu olmuştu.
Böyle insanlar, toplumlarda seyrek de olsa bulunur.
Onu her gün görürsünüz ama üzerinde fazla düşünmezsiniz. Çünkü hep oradadır. Mahallenin taşından, toprağından, ağacından bir parça gibidir sanki…
Sonra bir gün… Bir sela okunur. İnsanların zihninde bir soru belirir: “Acaba kim öldü?”
İşte o gün ben de sela sesini duyunca önce merak ettim.
“Yine sela okunuyor. Ne oldu, vakit mi geldi? Hasta diye duymamıştım…” diye düşündüm.Ve ölümün insana ne kadar yakın olduğunu hatırlatan o kelimeler döküldü dilimden:
“Bilmem, hangi garip öldü…”
Bu dörtlüğü de işte o duyguların içindeyken yazdım.
SELA İLE ANILACAĞIZ
Hayat ne garip…
Bugün bir başkasının selasını dinliyoruz. “Kim öldü?” diye soruyoruz.
Belki de yarın bizim için aynı soru sorulacak.
İnsan bunu biliyor ama yine de ölüm kendisine uzakmış veya hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamaya devam ediyor.
Günlük telaşlar, hesaplar, kitaplar, beklentiler, yarınlara bırakılan işler…
Oysa hayatın en kesin gerçeği ölüm.
Ölümün ne zaman geleceğini; hangi sabah, hangi akşam ve hangi saatte, hangi sela ile bir insanın bu dünyadan ayrıldığını öğreneceğimizi bilmiyoruz.
İnsanın “garip”liği biraz da buradan geliyor, belki de…
Dünyaya gelirken yalnızız; kulağımıza bir ezan okunuyor. Dünyadan giderken de yalnızız; adımıza bir sela…
Arada geçen ömür ise bize verilmiş büyük bir imtihan süreci…Oluyor.
MAHALLENİN MASKOTU GİBİYDİ
Mahallemizdeki o yaşlı adamı düşündüğümde, ölümün yalnızca bir insanı değil, bazen bir hatırayı da beraberinde götürdüğünü anlıyorum.
Çünkü bazı insanlar, yaşadıkları muhitin hafızasına dönüşmüş oluyorlar.
Onları gördüğümüzde çocukluğumuzu ve bir mahallenin eski günlerini hatırlıyor; içimizi çekiyoruz.
Eski insanlar, eski sohbetler, eski alışkanlıklar…
Sonra o insanlar birer birer gidiyor ve geriye yalnızca hatıralar kalıyor.
Bir gün mahallenin bir köşesinde onun oturduğu yere bakıyorsunuz.
Artık orada olmadığını görüyorsunuz.
Ardından onun için bir sela okunmuş oluyor.Ve içinizden şöyle diyorsunuz:
“Allah rahmet eylesin… Demek ki o da gitti.”
“GARİP” DEDİM AMA…
Dörtlüğün sonundaki “garip” kelimesini özellikle kullandım.
Çünkü garip, yalnızca kimsesiz demek değildir. Bazen insan, kalabalıkların içinde de yalnızdır ve gariptir.
Peygamber Efendimizin, İslam’ın garip başladığını ve Müslümanın garip olduğunu bildiren hadisini de hatırlatır insana bu kelime.
Bir insan, yıllarca yaşadığı yerde herkes tarafından tanınabilir ama yine de ölüm karşısında tek başınadır.
Aslında hepimiz de, biraz garibizdir.
Dünyaya gelişimizden gidişimize kadar bize eşlik eden insanların çoğu, birer birer hayatımızdan çekiliyor. Biz de onların ardından bakarak, sonra kendi yolumuza devam ediyoruz.
Ta ki…
Bir gün bizim için de sela okunana kadar.
SELA HERKESE OKUNACAK
Bu düşünce belki hepimize ağır geliyor. Ölümü kendimize yakıştıramıyoruz!
Ama hayatın gerçeği bu.
Bir gün bizim için de sela okunacak.
Birileri, “Kim öldü?” diye soracak.
Birileri belki şaşıracak:
“Daha dün görmüştüm onu.” diyecek.
Birileri de çocukluğumuzu, gençliğimizi, yaptıklarımızı, söylediklerimizi hatırlayacak.
Ve birileri de bizi hiç tanımadığı hâlde yalnızca ismimizi duyacak.
Ayrıca hayat bizden sonra da devam edecek.
İşte ölümün en düşündürücü taraflarından biri de bu.
Bizim için dünya duracak sanırız. Oysa dünya dönmeye devam eder.
Güneş doğar, gün kararır, sonra karanlık yeniden aydınlanır…
Yollardan insanlar geçer, herkes kendi telaşı içinde bir yerlere koşar. Ağaçlar meyve verir. Kahvelerde sohbetler edilir. İnsanlar, ölümü çoğu zaman unutmuşçasına yaşamaya devam eder.
Ve bir başka gün, kimsenin beklemediği bir anda yine sela okunur.
HAYATIN KALAN TARAFI
Belki de insanın yapması gereken, sela sesini yalnızca bir ölüm haberi olarak değil, kendisine yapılmış bir hatırlatma olarak dinlemektir.
“Vakit geçiyor…”
“Ömür tükeniyor…”
“Daha ne kadar yaşayacağımızı bilmiyoruz…”
Öyleyse elimizde kalan zamanı daha anlamlı yaşamak gerekiyor.
Kırdığımız gönülleri onarmak, söylemek istediğimiz güzel sözleri ertelememek, bir dostun kapısını çalmak, bir büyüğün hâlini hatırını sormak…
Çünkü bazı şeylerin telafisi vardır. Bazılarının ise yoktur.
Ölümün ardından söylenen en güzel söz bile, zamanında söylenmemiş bir sözün yerini tutmaz.
Ve insan, bazen bir sela sesiyle bütün bunları yeniden hatırlar.
Benim 19 Kasım 2022’de yazdığım, dört mısra da aslında böyle bir hatırlayışın izidir.
Garip öldü…
Ama mesele yalnızca onun ölümü değildi.
Bir insan gitmişti. Onunla birlikte bir hatıra, bir dönem, bir memleket manzarası da eksilmişti.
Ve ben bir kez daha düşündüm:
Bir gün bizim için de sela okunacak.
O gün geldiğinde arkamızda ne bırakacağımız ise asıl mesele olacak.
Belki de hayat dediğimiz şey tam da budur:
Gelmek, yaşamak, iz bırakmak ve vakti geldiğinde iyiliklerle anılmak…
Müslümanca yaşamak, hayata iyilikler bırakmak ve vakti geldiğinde dört kişinin omuzlarında, huzur içinde sessizce bu dünyadan göçüp gitmek…