DESİN BİRİSİ
Bir ‘potin’ almıştım, gıcır duruyor,
Ben ölürsem eğer giysin birisi.
Atmayın çöplere, verin birine,
Allah razı olsun desin birisi.
Nezih Yıldırım – 2019
BİR İYİLİK KALSIN
Ömür; doğumla ölüm arasında geçen bir zaman dilimidir. İnsan, ömrünün belli dönemlerinde çeşitli mal ve eşya edinir.Çalışır,kazanır, biriktirir ve ihtiyaçlarını karşılar. Bazen alınan küçücük bir şey, insana hayatı, ölümü ve geride bırakacaklarını düşündürür.
Benim de,bir çift potin alışım, böyle bir düşüncenin başlangıcı olmuştur.
Emeklilik:
Ömrün bazı dönemleri vardır. Yıllarca çalışır, çabalar ve bir gün gelir,emekli olursun.Ve o güne kadar alıştığın hayatın düzeni değişir.
Her sabah kalkıp işe gitmek, çeşitli makamlarla görüşmek, bir işi yetiştirmenin telaşını yaşamak, artık geride kalmıştır.
Emekli olmak,kimileri için yeni bir hayatın başlangıcıdır. Kimileri içinse yılların yorgunluğuyla birlikte gelen bir durgunluk dönemidir.
Ben de yaş haddimi tamamlayıp emekli olduğumda, kendi dünyamda hayatın son durağına geldiğimi hissettim.
“Artık yaşlandım, her şey bitti.” diye düşünmüştüm nedense…
Çalışma hayatımın sonunda kendime biçtiğim rol, biraz da kenara çekilip beklemekti doğrusu…
Böylece kendi ömrüme, kendim sınır koymuş oluyordum aslında.
Oysa hayatın ne zaman ve nerede son bulacağı, hiç de belli değildi.
Buna rağmen; insan, içinde bulunduğu ruh hâlinin etkisiyle her şey bitmiş gibi düşünebiliyordu.
Ben de emekli olunca ömrün sonuna gelmişim gibi düşünmüş ve artık hiçbir şeye ihtiyacımın kalmadığını sanmıştım.
İhtiyacım olduğu hâlde, ayakkabı almayı bile gereksiz görüyordum.
Ama eşimin ısrarla, “Ayağına bir kışlık ayakkabı alalım.” demesi üzerine bir çift potin aldım.
Eşimin gözünde bu, son derece normal ve sıradan bir alışverişti.
Çünkü ayağımda yeni ve kışlık bir ayakkabı olması gerektiğini düşünüyordu.
Ama benim iç dünyamda emeklilikle birlikte başlayan düşünceler, eskiyle yetinmeden öteye bir şey değildi.
Eşimse bu küçük alışverişe bile bambaşka bir anlam yüklüyordu.
Ve ben, eşimi kırmamak için bir çift potin almıştım.
Hem de gıcır gıcır bir potin veya bir bot…
Botu almıştım ama hayat, bizi beklemediğimiz bir anda kendimizle yüzleştirebiliyordu.
O günlerdeydi, daha botu giymemiştim ve bir rahatsızlık geçirdim.
Buda, geleceğe dair düşüncelerimi etkiledi.
İnsan sağlıklıyken yarını düşünüyor; geleceğe dair planlar kuruyor, alacaklarını, vereceklerini tasarlıyor. Ama bir rahatsızlık baş gösterdiğinde bütün hesaplar anlamsızlaşıyor.
Ben de o günlerde,yeni aldığım bota bakarken şu soruyu sordum kendime:
Ya ben ölürsem? Yeni alınmış, gıcır gıcır duran bir çift bot…Ben artık onu giyemeyeceksem ne olacak?
Bir köşede kullanılmadan öylece duracak mı?
Sonunda, yoksa çöpe mi atılacak?
İşte bu soru ve düşünceler, beni bu dörtlüğü kaleme almaya götürdü.
Ben Ölürsem:
“Ben ölürsem eğer giysin birisi.”
Dörtlüğün bu dizesi, yaşadığım dönemin ruh hâlini anlatıyor.
Bir yanda emeklilikle birlikte kendimi hayattan uzaklaşmış hissetmem, diğer yanda geçirdiğim rahatsızlıkla yüzleştiğim ölüm gerçeği…
Henüz yeni aldığım potinin, yani botun, benden sonra ne olacağını düşünüyordum.
Aslında mesele yalnızca bir bot meselesi değildi.
İnsan, ömrünün sonunu düşünmeye başladığında elindekilere de başka gözle bakıyordu.
Biriktirdiklerinin,yıllarca emek vererek sahip olduklarınının kendisinden sonra ne olacağını sorguluyordu.
Ayrıca, o güne kadar edindiklerinin, kendisi olmadığında da bir işe yaramasını istiyordu insan…
Benim dileğim de buydu:
Madem bir gün bu dünyadan ayrılacaktım, bari geride kalan herhangi bir eşyam bir başkasının işine yarasın diye düşünüyordum.
Beni tanımasına, kim olduğumu bilmesine gerek yoktu kullanan insanın.
O botu giysin, ihtiyacını görsün, işini kolaylaştırsın…
Bana da içinden bir dua etsin istiyordum.
Atmayın Çöplere, Verin Birine:
Dörtlüğün üçüncü dizesinde bu düşüncemi açıkça dile getirdim:
“Atmayın çöplere, verin birine.”
İnsan yaşarken çok şeye sahip oluyor. Kimi zaman ihtiyaç duyduğu için alıyor, kimi zaman da bir hevesle…
Ama zamanla ihtiyaçlar değişiyor ve bazı eşyalar kullanılmadan bir kenarda kalıyor.
Halbuki bizim artık kullanmadığımız bir eşya, bir başkasının ihtiyacını karşılayabilir.
Bizim için sıradanlaşan bir giysi; ihtiyacı olan bir insan için büyük bir anlam taşıyabilir.
Bir kenarda unutulan bir eşya, başka birinin hayatında yeniden değer kazanabilir.
Elbette her eşya başkasına verilecek durumda değildir. Ancak kullanılabilir olanı, ihtiyacımız kalmadığı için çöpe atmak yerine ihtiyaç sahibine ulaştırmak, insanlığımızın da bir gereğidir.
Burada anlatmak istediğim yalnızca eşyayı korumak da değildir.
Asıl mesele, başkasının ihtiyacını görebilmek, elimizdekini paylaşabilmek ve kendimizden sonra da bir fayda bırakabilmektir.
Çünkü iyilik yapmak için her zaman büyük imkânlara sahip olmak gerekmez.
Bazen küçücük bir eşya, bir başka insanın hayatında büyük bir işe yarar; gönlünde de güzel bir iz bırakabilir.
Duanın Değeri:
Dörtlüğün son dizesi, bütün bu düşüncelerin vardığı yeri gösteriyor:
“Allah razı olsun desin birisi.”
Benim beklentim bundan ibaretti.
Ne adımın duyulmasını istiyordum ne de yaptığım bir iyiliğin karşılığında övgü bekliyordum.
Bir başkasının o botu giymesi ve gönlünden gelerek bir dua etmesini yeterli buluyordum.
İnsan, hayatı boyunca, çok şeye sahip olabiliyor.
Para kazanıyor, mal mülk ediniyor, evini barkını kuruyor. Bütün bunlar hayatın doğal akışı içinde yaşanan şeyler.
Ama insanın geride bırakabileceği en güzel şeylerden biri, bir başkasının hayır duasına vesile olmaktır.
Verenle alanın birbirini tanıması da şart değildir.
Belki o botu giyen insan beni hiç görmeyecek, adımı bile öğrenmeyecek. Ben de onun kim olduğunu hiçbir zaman bilmeyecektim.
Ama ne fark eder?
Bir insanın ihtiyacı görülmüş, bir eşya değerlendirilmiş, bir gönül hoş edilmişse ne mutlu…
Bazen insanın ardından söylenecek en güzel söz, yalnızca bir duadır.
Hayat Emeklilikle Bitmiyor:
Bu dörtlüğün gerisinde, emeklilik sonrasında kendimi yaşlanmış ve her şey bitmiş gibi hissettiğim bir dönem var.
Oysa bugün geriye dönüp baktığımda, insanın kendisi hakkında verdiği hükümlerin her zaman gerçeği yansıtmadığını düşünüyorum.
Emekli olmak, hayattan kopmak değildir.Yaş almak da insanın yapabileceklerinin sona ermesi anlamına gelmez.
Bazen bir rahatsızlık, bazen bir kayıp, bazen de beklenmedik bir olay, hayatın kıymetini yeniden anlamamıza vesile olur.
Eşimin ısrarıyla aldığım o bot, benim için böyle bir hatıraya dönüştü.O günlerde belki yalnızca bir ayakkabı aldığımı düşünüyordum.
Ama sonrasında yaşadığım rahatsızlık, bana o bot üzerinden ölümü, hayatı ve geride kalanların anlamını düşündürdü.
Şiir de işte böyle doğdu:
Bir yaşanmışlığın, bir endişenin, bir düşüncenin içinden…
Bugün o dört dizeyi yeniden okuduğumda yalnızca geçmişteki ruh hâlimi hatırlamıyorum.
Aynı zamanda insanın elindekini nasıl değerlendirmesi gerektiğini, başkalarına nasıl faydalı olabileceğini ve ardında nasıl bir iz bırakmak istediğini de hatırlatıyor.
Bir Dörtlükten Kalan
İnsan,dünyaya gelir, yaşar ve bir gün göçüp gider.
Geride bıraktıkları ise bazen eşyaları, bazen eserleri, bazen de hatıraları olur.
Benim bir bot üzerinden kaleme aldığım bu dörtlük de böyle bir düşüncenin ürünüdür.
Bir zamanlar eşimin ısrarıyla aldığım, gıcır gıcır duran o bot; emeklilik günlerimin, geçirdiğim rahatsızlığın ve ölüm üzerine düşündüğüm anların hatırasını taşıyor.
Belki de insanın hayatında en çok ihtiyaç duyduğu şey, yaşadığı günlerin kıymetini bilmektir.
Henüz vakit varken sevdiklerine zaman ayırmak, elindekini paylaşmak, bir başkasının ihtiyacını gözetmek…
Çünkü bir gün gelecek, bizim için değer taşıyan nice eşya geride kalacak.
O eşyaların bir başkasına fayda sağlaması ise bizim elimizde.
Benim dileğim de bu:
Bir gün bu dünyadan ayrılırsam, aldığım o bot bir köşede çürüyüp gitmesin.
Bir başkasının ayağında yürüsün.
Bir ihtiyacı karşılasın.
Ve onu giyen insan, belki de hiç tanımadığı bana bir dua etsin.
“Allah razı olsun desin birisi.”
İnsan için bundan daha güzel bir hatıra, bundan daha içten bir temenni olabilir mi?
Geriye maldan mülkten ve biriktirilenlerden daha kıymetli bir şey kalabiliyorsa, o da bir gönülde bırakılan iyilik izidir.
Ne mutlu, ardından hayır dua edilecek bir iyilik bırakabilenlere…
Nezih Yıldırım