GEZİ YAZILARIM (Kastamonu)

GEZİ YAZILARIM.

       (Kastamonu)

Ömrümün 50 seneden fazlasını büyük şehirlerde geçmiştir. Uzun yıllar bürokratik hayatımda bunaldığım anlar oldu ve yaşadığım şehirden kaçarcasına başka yerlere gitmeye çalıştım.

Özellikle hayatımın son beş yılını eğit faaliyetleriyle geçirdim. Böylece birçok ilimize gitme, gördüklerimi kaydetme ile o illerin tarihine dokunma imkânım oldu.

Bu sene (2019) ev taşıma ve diğer birçok sebepten bir iki kez memleketimize gelip gitme haricinde pekte bir yere gidemedik.

Son bahar rüzgârlarının kendini hissettirdiği şu günlerde ise Ankara ruhumu iyice sıktı ve memleketime gitme arzumu artırdı.

Giderken de evliyaları bol kadim şehrimiz Kastamonu’yu görme ve manevi havasını teneffüs etme neredeyse ihtiyaç oldu.

Yola çıkışımız bir Pazar sabahı olduğundan biraz erken çıkıp kahvaltımızı Kastamonu Kadı dağında yapmak istedik.

Ve saat 08.15’de Ankara’dan hareket ederek 2,5 saatlik bir zaman diliminde Kadı dağına vardık. Kadı dağı Kastamonu’nun 15 km güneyinde Ankara yolu üzerinde bulunuyordu.

Orada, kişi başı 30.- TL. Olan Köy kahvaltısı türünden 2 kişilik kahvaltı tabağı aldık. Yöresel gıdalarla zengin sayabileceğimiz sofrada limitsiz çayla kahvaltımızı yaptık. Hava güneşli ama hafiften de esintili idi ve biz rüzgârdan korunmak için kazaklarımızla oturduk. Öğlene de Şeyh Şaban-ı Veli camisine yetişmek istiyorduk.

Saat 12.00 olmuştu ki, dağdan Kastamonu’ya hareket ettik. Kastamonu’ya normal yoldan değil de Kastamonu’nun güney doğu cephesinden ara yoldan girdik ve tepeden bakma güzelliğini yakaladık. Sulu ceviz mahallesinden şehir merkezine doğru Şeyh Şaban-ı veli camisine ulaştık.

Abdestlerimizi tazeledik ve gerekli ziyaretleri yaptık, sonra da öğlen ezanı okundu. Cami cemaati çok güzel ve genelde de genç yolculardan oluşuyordu. Cami avlusunda bulunan asa suyundan sıraya girerek içtik.

Kaleye hareket ettik ama kalenin bir türlü bitirilemeyen onarım çalışmaları bir yıl önce olduğu gibi devam ettiğinden kaleye çıkamadık.

Kale kapısından Kastamonu’nun fotoğrafını çektik. Diğer Tarihi yerlerini de imkânlar dâhilinde gezdik.

Ama bir sene önceki “Kastamonu da 2 gün” başlıklı yazımda da bahsetmiştim. Saat Kulesine ve kalenin altına dikilen iki tane “ucube” Teleferik direklerinin kaldırılması için dua ettik.

Kale girişinin hemen altında ve Kastamonu’nun ilk camisi olma şerefini taşıyan “ATABEY GAZİ (HALK DİLİYLE KIRK DİREKLİ) CAMİİ” (M.1273)gezdik.

Türbeleri ziyaret ettik ve dualar okuduk. Kastamonu’nun Osmanlı dönemi ihtişamını hayal ettik. Çünkü Üsküdar’ın bile kendisine bağlı olduğu çok önemli bir eyalet ve ilim şehri oluşunu yâd ettik.

Ayrıca Nasrullah Camide ki Mehmet Akif Ersoy’un yaptığı vaazların risale haline getirilerek ordumuza dağıtılışını düşündük. Kurtuluş savaşında ülkemizin bereketli şehri ve manevi karargâhı olduğunu hatırladık.

Mehmet Akif’in kürsüde kükreyişini Nasrullah Camide görür gibi olduk. Kanuni döneminde yapılan (1547) Yakup ağa Külliyesin de kaynaşmayı ve caminin manevi havasını bizzat yaşadık.

Kastamonu Valisi Abdurrahman Paşa tarafından yaptırılan ve Kastamonu’nun sembolü haline gelen “Kambur Köprüden” geçtik. II. Abdülhamit Han tarafından yaptırılan saat kulesine çıktık, ticari Saiklerle oraların perişan hale getirildiğini gördük.

Ve orada dikilen ucube Teleferik ayağını gördüğümüzde midemize ağrı girdiğini hissettik.

 Selçuklu Komutanlarından, Kastamonu fethinde şehit düşen ve hala cesedi çürümemiş olan, ayağı dışarıda “âşıklı sultan türbesini” ziyaret ettik. Topçu oğlu camiinde iki rekât namaz kıldık.

Nasrullah Caminin güney batısında bulunan Yılanlı Cami’de duramadık ama önünden geçerken oraların tarihi havasını hissettik.

Halk arasında Aşağı İmar at olarak da söylenen Candaroğlu İsmail Bey Camiini de ziyaret ettik.

Konu buraya gelmişken Candar (İsfendiyar) oğlu İsmail bey’in kim olduğuna bakalım. İsmail Bey Candaroğlu beyliğinin 10. Hükümdarı ve büyük bir din âlimidir.

Fatih Sultan Mehmet Han Kastamonu’ya girince kendisi Sinop’a giderek Kaleye kapanmış ve gerekli görüşmelerden sonra Fatih’in taltifine mazhar olmuş ve çok hürmet görmüştür.

Sonra Kendisine Bugün Bulgaristan’ın ikinci büyük şehri olan Filibe Sancağı verilmiş ve 1479 yılında Filibe’de ölmüştür.

Kastamonu da bu yerleri ziyaret ettikten sonra yorgunluk hissetmeye başladık ve yeğenim Şenol Çeliker’in evine gittik. Orada biraz istirahat ve çay sohbetinden sonra da yolcu yolunda gerek misali Boyabat’a hareket ettik.

Hoşça kalın.

(Devam edecek)

                                                                           Nezih Yıldırım 13.10.2019

YORUM EKLE