Boyabat’ın Attığı Adım, Türkiye’ye Örnek Olabilir

Bu ülkenin hafızasına yalnızca bir tarih olarak değil, derin bir yara olarak kazındı.

Dokuz saat arayla meydana gelen iki büyük deprem, binlerce hayatı toprağın altına gömdü. Sadece binalar yıkılmadı; umutlar, anılar, çocuk sesleri, sofralar, yarım kalmış hayaller de enkaz altında kaldı.

Kahramanmaraş merkezli o büyük felaketin ardından tüm ülke gibi Boyabat da tek yürek oldu. Kimi battaniye taşıdı, kimi ekmek yaptı, kimi cebindeki son parayı yardım kolisine bıraktı. Kimi ise kilometrelerce yolu aşıp deprem bölgesine giderek bir cana dokunabilmek için mücadele etti.

İlerleyen günlerde Sinop Üniversitesi Boyabat İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde düzenlenen “Sürdürülebilir İnşaat Sektörü” seminerine katılmıştım. Salonda konuşulanlar yalnızca beton değildi; insan hayatıydı. Depremin bir kader değil, hazırlıksızlığın ağır sonucu olduğu anlatılıyordu. Boyabat’ın yapı stoku, olası riskler, geleceğe dair senaryolar konuşuluyordu.

Programın sonunda Boyabat Meslek Yüksekokulu Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Abdullah Eravcı bir çağrı yaptı. “Boyabat’ın bir arama kurtarma ekibi olmalı.”

Boyabat Belediye Başkanı Hasan Kara’nın bu çağrıya verdiği olumlu yanıt ise önemliydi. Çünkü bazen bir şehrin kaderi, doğru zamanda söylenen bir “evet” ile değişebilir.

Ve bugün geldiğimiz noktada Boyabat Belediyesi bünyesinde oluşturulan AFAD ekibi artık sahada. Eğitimler almış, afet anına hazırlanmış, organize olmuş bir ekipten söz ediyoruz. Üstelik yalnızca kağıt üzerinde değil… Samsun’un Havza ilçesinde yaşanan sel felaketinde görev alarak dayanışmanın ve hazırlığın ne kadar önemli olduğunu gösterdiler.

Belki bazıları için bu küçük bir gelişme gibi görünebilir.
Ama aslında mesele çok daha büyük.

Çünkü afetler olduktan sonra kahraman aramak yerine, olmadan önce hazır olmak gerekir.
Bir şehirde eğitimli bir arama kurtarma ekibinin bulunması; yalnızca kriz anında müdahale edecek insanlar demek değildir. Aynı zamanda o şehirde “biz hazırlıklıyız” duygusunun oluşması demektir.

Boyabat belki de burada çok önemli bir adım attı.
Bir Anadolu ilçesi, afet bilinci konusunda örnek olabilecek bir irade ortaya koydu.

Türkiye’nin deprem gerçeği değişmiyor.
Sel olacak, heyelan olacak, yangın olacak…
Ama artık bu ülkenin en büyük ihtiyacı yalnızca bina yapmak değil; bilinç, koordinasyon ve hazırlık inşa etmektir.

Belki de o zor günlerden çıkmanın yolu gerçekten Boyabat’tan geçiyordur.

Dileriz ki hiçbir ekip enkaza koşmak zorunda kalmasın.
Ama hayatın gerçeği şu:
Afetler değil, hazırlıksızlık öldürür.

Ve bazen küçük bir ilçede atılan doğru bir adım, koskoca bir ülkeye umut olabilir.