BİR DÖRTLÜK, BİR HAYAT

BİR DÖRTLÜK, BİR HAYAT
Dörtlüklerin Işığında Hayatın İzleri: X
SIZI KALDI…
Bir sararmış kâğıtta,
Ömrümün izi kaldı.
Atılan hatırayla,
İçimde sızı kaldı.
Nezih Yıldırım
30.07.2019
KÂĞIT DEĞİL, HATIRA BİRİKTİRİYORUM
Bir insanı tanımak için yalnızca söylediklerine değil, sakladıklarına da bakmak lazım.
Çünkü insan, çoğu kez sırlarını konuşmalarında değil; yıllarca elinde tuttuğu bir mektupta, sararmış bir fotoğrafta veya eski bir defterin arasında saklar.
Toplum içinde yaşayan böyle insanlar vardır ki, çevreleri tarafından anlaşılmaları çok da kolay değildir. Eski bir gazete kupürünü, yıllar önce yazılmış bir mektubu ya da küçücük bir not kâğıdını onlarca yıl sakladıkları için kimi zaman yadırganırlar.
Oysa onların biriktirdiği şey, çoğu zaman sıradan bir kâğıt değil; anıdır, mekândır, hatta zamandır.
Ben de kendimi o insanlardan biri olarak görürüm.
Bugün hâlâ yıllar önce kullandığım tıraş fırçamı, gençlik yıllarımdan kalan diğer eşyalarımı ve onlarca yıl önce yazdığım notlarımı elimde tutmaktan vazgeçemem bir türlü.
Çünkü onların her biri bana hayatımın başka bir dönemini hatırlatır.
Askerlik yıllarında kaleme aldığım küçücük bir dörtlük hâlâ elimdedir. Çocuklarımın doğumuna ait hastanelerden aldığım hasta kayıt belgelerini uzun yıllar muhafaza ettim. Günün birinde, bir iftar sofrasında bu belgeleri, küçük bir söylemle çocuklarıma teslim ettim. O gün bir kez daha anladım ki o belgeler sadece resmî bir evrak değil, aile tarihimizin sessiz tanıklarıydı.
Yıllar önce anneme, babama, eşime ve dostlarıma yazdığım mektuplar…
1971 yılında tutmaya başladığım şiir defterleri…
Gazetelerde 1976 yılında yayımlanan ilk yazılarım…
Yayımlanmayı bekleyen hikâyelerim…
Hepsi benim hayat yolculuğumun birer durağıdır.
Bunları hıfzetmenin elbette bir zorluğu da vardır.
Hatıralar arttıkça raflar dolar, klasörler çoğalır, masalar kâğıtlarla kaplanır. Bazen insan aradığını bulamaz; bazen de iyi niyetle ev halkı tarafından yapılan bir düzenleme, zaten karışık olan bütün sistemi değiştiriverir. İşte o anlarda istemeden kırgınlıklar yaşanabilir. Sonra da insan, kendi üzüldüğüne değil; muhatabını üzmüş olduğuna üzülür.
Beş on yıl önce ev taşırken beş çuval kitap, gazete, dergi ve çeşitli evrakı geri dönüşüme vermek zorunda kalmıştım. O gün dışarıdan bakanlar sadece birkaç çuval kâğıt gördüler. Ben ise gençliğime ait nice hatırayı uğurladım.
Çünkü bazı insanlar için bir kâğıdın değeri, üzerinde yazan kelimelerle değil; taşıdığı emekle, yaşanmışlıkla ve içinde sakladığı hatıralarla ölçülür.
Belki de bunun için yazan insanların masaları başkalarınca dağınık görünür. Oysa onlar, o dağınıklığın içinde kendi düzenlerini kurmuşlardır. Aradıkları belgeyi çoğu zaman hiç kimsenin bulamayacağı kadar kısa sürede bulabilirler. Yeter ki o düzene farkında olmadan müdahale edilmemiş olsun.
Bu yüzden kalem ehli insanlarla aynı hayatı paylaşan eşlerin sabrı gerçekten takdire şayandır. Onlar sadece bir insanın değil; onun hayallerinin, notlarının, kitaplarının ve hatıralarının da yükünü paylaşırlar.
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu daha iyi anlıyorum:
Ben aslında hiçbir zaman kâğıt biriktirmedim.
Sadece yaşadığım hayatı biriktirmeye çalıştım.
Çünkü insan unutur…Ama kâğıt unutmaz.
Hatıralar bazen hafızada değil, bir çekmecenin sessizliğinde yaşamaya devam eder.Ziya Paşa’nın dediği gibi:
“İnsan unutabilir; kayıtlar esastır (unutmaz).”Ve bazen sararmış bir sayfa, yılların sustuğu yerde konuşuverir ve bazı anılar insan ruhuna huzur verir tüm canlılığıyla…
Hoşça kalın.
Nezih Yıldırım