ADAY LİSTELERİNDEN OKUNAN TÜRKİYE VE SİYASETİN RUHU

Son siyasi olaylar 2018 yılında yayınlanan bir yazımı hatırlattı.
Yazı : Siyasi partilerin seçim dönemlerinde açıkladıkları aday listeleri, çoğu zaman yalnızca isim sıralamalarından ibaret görülür.
Oysa dikkatle bakıldığında o listeler; bir ülkenin siyaset anlayışını, parti kültürünü, hatta toplum psikolojisini gösteren önemli belgelerdir. Çünkü listelerde sadece milletvekili adayları değil; sadakatler, kırgınlıklar, hesaplar, beklentiler ve geleceğe dair projeler de yer alır.
Türkiye’de her seçim döneminde benzer manzaralar yaşanır. Kimi aday yerini beğenmez, kimi liste dışı kalınca yıllarca hizmet ettiği partisinden ayrılır, kimi ise dün ağır sözler söylediği başka bir siyasi hareketin listesinde kendine yer bulur. Listede yer bulan bazıları da eline güç geçince; kendisine imkan sağlayanlara ihanet eder.Kimiside vefa gösterir. İşte tam da burada, insan düşünmeden edemiyor:
Siyaset gerçekten dava işi midir, yoksa artık büyük ölçüde kariyer planlamasına mı dönüşmüştür?
Eskiden siyasetin dili daha farklıydı. Özellikle ideolojik hareketlerin güçlü olduğu yıllarda insanlar, şahıslardan çok davalara bağlıydılar. Rahmetli Necmettin Erbakan dönemindeki Milli Görüş hareketinde teşkilat mensupları, bazen istemedikleri adaylar için bile gece gündüz çalışırdı.
Çünkü kişisel kanaatlerin üzerinde “hareket şuuru” denilen başka bir anlayış vardı. İnsanlar çoğu zaman makamdan çok, mensubiyeti önemserlerdi.
Bugünki siyasetin karakteri büyük ölçüde değişmiş görünüyor.
Artık teşkilat çalışmalarından çok ekran görünürlüğü, sosyal medya etkisi ve algı yönetimi konuşuluyor.
Eskiden bir aday yıllarca mahalle mahalle dolaşır, insanlarla birebir temas kurar, partinin mutfağında yetişirdi. Şimdi ise bazı isimler birkaç televizyon programı veya sosyal medya popülerliğiyle siyasetin merkezine taşınabiliyor.
Bu değişim yalnızca Türkiye’ye mahsus da değildir. Dünya siyaseti de artık daha “görüntü merkezli” ilerliyor. Fakat Türkiye’de bu dönüşüm daha sancılı yaşanıyor. Çünkü bizim siyaset geleneğimizde teşkilat kültürü ve dava bilinci önemli bir yer tutmuştur.Bazıları için bu da çok önemli görünmüyor.
Aday listelerine bakınca aslında partilerin geleceğe dair niyetleri de okunabilir. Eğer listelerde toplumun her kesimine hitap eden isimler varsa, o parti genişleme arzusundadır denilebiliyor. Eğer listeler dar bir çevreyi koruma anlayışıyla hazırlanmışsa, orada değişim korkusu hâkim gibi görülür. Bazen de listeler bize parti içindeki güç mücadelelerini açıkça gösterir.
Geçmişte insanlar siyasi çizgilerini kolay kolay değiştirmezlerdi. Sağcı sağda, solcu solda, muhafazakâr kendi mahallesinde siyaset yapardı.
Bugün ise dün birbirine en ağır eleştirileri yönelten insanların aynı siyasi zeminde buluşabildiğini görüyoruz. Elbette siyasette ittifaklar olabilir; bu demokrasinin tabiatında vardır.
Ancak sık yaşanan keskin geçişler, toplumun zihninde “siyasi ilke” kavramını zayıflatmaktadır.
Bir başka değişim de gençlerin siyasete bakışında görülüyor. Eskiden gençler siyaseti ülke meselesi olarak görür, heyecan duyar, fikir hareketlerinin içinde yer almak isterdi.
Bugün, birçok genç siyaseti; tartışmaların, kutuplaşmanın ve bitmeyen gerilimlerin alanı olarak görüyor. Belki de bunun en önemli sebeplerinden biri, siyasetin giderek insanî dilini kaybetmesidir.
Oysa siyaset yalnızca seçim kazanma sanatı değildir.
Siyaset aynı zamanda seçmene güven verme işidir.
Millete umut verebilme meselesidir.
Aday listeleri hazırlanırken sadece “kim kazanır” hesabı yapılırsa, ortaya güçlü kadrolar değil; günü kurtarmaya çalışan yapılar çıkar.
Halbuki devlet ciddiyeti, uzun vadeli insan yetiştirmeyi gerektirir.
Bugün dönüp geçmişe baktığımızda şunu daha iyi anlıyoruz:
Türkiye’de değişen sadece aday listeleri değildir; siyasetin ruhu da değişmektedir.
Fakat yine de umut vardır.
Çünkü bu millet, samimiyetle siyaset yapan insanı tanımasını da bilir, günü geldiğinde ayırmasını da…
Temennimiz odur ki;
siyasi partiler aday belirlerken yalnızca seçimi değil, ülkenin geleceğini de düşünürler.
Çünkü bir ülkenin kaderini sadece liderler değil, o liderlerin etrafında oluşturduğu kadrolar belirler.
Hoşça kalın…
Nezih Yıldırım