Hatasız Kul Olmaz

Ülkemiz demokrasi ile yönetiliyor. Seçim İslam’da sünnettir. Peygamber Efendimiz; “ iki kişi dahi olsanız bir yolculuğa çıkarken birinizi başkan seçin” buyuruyor. “Bin işçi, bir başçı” diye konuşularak her toplumda bir başkanın bulunmasının zarureti ortaya çıkmış oluyor. Bunun için de her kuruluş bir başkan seçer. Resmi dairelerde başkanlıklar atanır ama sivil toplum kuruluşlarında seçilir. Ticaret Odası Başkanı, Bakkallar Başkanı, dernekler başkanı gibi.

 Bu başkanları seçerken o işi yapacak, o koltuğu dolduracak, o işte tecrübesi olan, o işe zaman ayırabilecek vasıfta olan, o işi severek yapacak kişiler arasından başkan seçilir.

 Bazı başkanlıkların maddi geliri olur. O makama oturmanın karşılığında resmi maaşları olduğu gibi bazılarında da gayri resmi gelirleri olur. Bu şekildeki başkanlıklara çok aday çıkar ve seçimi kazanmak için çaba harcarlar. Bazı başkanlıklar vardır ki; hiçbir maddi gelirleri olmadığı gibi giderleri de olur, Ama manevi gelirleri olur, bilhassa yaptığı başkanlıkların sayesinde ahretini kazanmış olur. Okul yaptırma, cami yaptırma, öğrencileri okutma, huzurevleri yaptırma dernekleri başkanlığı gibi.

 İster dünya geliri olsun, ister manevi geliri olsun bu başkanlıklara gelenlere kulp takanlarda çok olur. “Ben o derneğe girerim ama falanca başkan olduğu için girmem”. “ Ben o partiye girerim ama falanca başkan olduğu için girmem”. Bu bir hastalıktır. Kardeşim, derneğin amacını beğendi isen, başkanını da beğenmiyorsan gir, başkana hata yaptırma. Gir başkanı beğenmiyorsan seçimlerde sen başkan ol.

Ne hikmet ise; toplum olarak iyiye bakmayı unutmuşuz veya unutturulmuşuz hep kötüye bakıyoruz.

İnsanlar, bana göre ya tam iyidir ya da tam kötüdür, diyoruz. Haydi, sana göre tam iyi olanların ismini say dediğimizde ya hiç sayamıyoruz ya da bir iki kişi sayabiliyoruz. Hatası olanları say dediğimizde yazmaya defterler yetmiyor ilk başta kendimizi sayıyoruz.

İnsanları tam iyi veya tamamen kötü diye kabul etmemizin en büyük yanlış olduğunu bilemiyoruz.Asıl olan; insanları günah ve sevaplarıyla bir bütün olarak kabul edebilmektir.Bir insanın; bir hatasını gördüğümüz zaman onu hemen kötüler grubuna katmamız yanlıştır.Kötülüğünün yanında mutlaka iyi yönleri davranışları da vardır. İyi veya kötü diye sıfat takmadan önce her yönü ile geçmişi ile kıyaslamalıyız. Kıyaslarken de onun yerine kendimizi koyarak “ben olsaydım” diyebilmeliyiz ve kararımızı ona göre vermeliyiz.

İnsanları sevmeli ve saymalıyız. Bilhassa günah işleyen insanlara daha fazla merhamet ve sevgi göstermeliyiz. Hata yapan insan, nefsine ve şeytanına yenik düşmüş, yaralı bir kişidir. Onun üzerine olumsuz bakışlarla, olumsuz söz ve davranışlarla gidersek daha çok hata yapmasına teşvik etmiş oluruz.Bu kişilerin sevgi ve saygıya ihtiyaçları vardır. İnsan olarak kabul edilmelerini beklerler. Biz onlara gereken saygıyı, sevgiyi, merhameti gösterdiğimizde onlar yaptıklarının hata olduğunu anlayacak, bir daha hata yapmayacak, insanlara faydalı işler yapacaklardır. İnsanı kaybetmek gayet basittir. Önemli olan insanı kazanabilmek, toplumdan dışlamak yerine topluma kazandırabilmektir.

Bu gibi insanlara şefkat ve merhametle yaklaşmak onları içinde bulundukları hastalıktan kurtarmak ve tedavi etmektir. Şayet tedavi etmemek gibi bir duruma düşersek o insanları nefsinin kölesi durumuna getirmiş, şeytanın tuzağına itmiş, çevresindekilere daha çok zarar verir hale getirmiş oluruz.

Hatasız kul olmaz.

 İnsanlara hatasıyla sevabıyla beraber hoşgörü içerisinde davranırsak kazananlardan oluruz. Yoksa onun şu hatası var yaklaşmayalım, şunun şu hatası var, ondan uzak duralım mantığı ile hareket edersek; bir bakmışız ki yapayalnız kalmışız.

YORUM EKLE