Anneler Günü

"Anneler Günü", anneleri anmak ve onurlandırmak amacıyla tüm dünyada farklı zamanlarda kutlanan özel gündür. Bu yıl ülkemizde 10 Mayıs Pazar günü kutlanacak.

Bu özel gün yaklaşırken vitrinler çiçeklerle, kampanyalarla, indirim mesajlarıyla doluyor. Televizyon ekranlarında, sosyal medya akışlarında ve mağaza kataloglarında annelere alınabilecek hediyeler uzun uzun sıralanıyor.

Kimi için bir eşarp, kimi için bir parfüm, kimi için küçük bir mutfak aleti, kimi için zarif bir takı öneriliyor.

Elbette evladın annesine duyduğu sevgiyi bir armağanla ifade etmesi güzel ve kıymetlidir.

Bir hediye bazen “Seni düşünüyorum, aklımdasın” demenin sessiz ama anlamlı bir yoludur. Ancak meselenin özü çoğu zaman paket kâğıdının altında kalıyor.

Bugünün anneleri, pahalı hediyelerden çok daha büyük bir şeye hasret:
Bir kapının çalınmasına…
Bir “Anne, nasılsın?” sorusuna…
Birlikte içilecek taze bir çayın sıcaklığına…
Bir sofrada yeniden aile olabilmenin huzuruna…

Modern hayat insana pek çok kolaylık sundu belki; ama aynı hız, ilişkilerin ruhunu da törpüledi.

İnsanlar artık saniyeler içinde mesaj gönderebiliyor; fakat birbirine dokunmaya, göz göze gelmeye, aynı odada oturmaya vakit bulamıyor.

Kalabalık şehirlerde milyonlarca insan yan yana yaşarken, nice anne kendi evinin içinde sessizlikle baş başa kalıyor.

En ağır yalnızlık, kalabalığın ve gürültünün ortasında unutulmaktır.

Bir annenin kalbinde en büyük eksiklik çoğu zaman yeni bir eşya değildir. Çünkü anneler hayatları boyunca zaten kendilerinden çok çocuklarını düşünmeye alışmıştır. Kendine ayıracağı bütçeyi evladının eğitimine, kıyafetine, geleceğine harcamış; kendi yorgunluğunu ikinci plana itmiştir.

Çoğu anne için “Benim olsun” cümlesi zaten hayatının sözlüğünde küçücük bir yer kaplar. Onların gerçek beklentisi çok daha derindir:
Bir ziyaret.
Bir sarılma.
Birlikte geçirilen birkaç saat.
Kapıdan içeri giren evladının sesi.
Mutfaktan gelen çay kaşığı sesi eşliğinde edilen birkaç samimi sohbet…

Belki de bu Anneler Günü haftasında kendimize şu soruyu sormalıyız:
Annemize ne alacağız değil, annemize ne kadar vakit ayıracağız?

Çünkü zaman, satın alınamayan tek hediyedir. İnsana en çok da kendisine ayrılan zaman, değerli olduğunu hissettirir.

Bir annenin gözlerinde beliren o tarifsiz mutluluğu görmek için bazen büyük sürprizlere gerek yoktur. Çalınan bir kapı, beklenmedik bir ziyaret, “Bugün seninle beraber olmak istedim anne!” cümlesi çoğu hediyeden daha anlamlıdır.

İnsan yaş aldıkça eşyanın değil, hatırlanmanın değerini daha iyi anlar.

Anneler yalnızca biyolojik olarak çocuk dünyaya getiren insanlar değildir; aynı zamanda hayatın yükünü sessizce omuzlayan, çoğu zaman görünmeyen emeğin sahibidir. Geceleri uykusuz kalan, çocuk hasta olduğunda sabaha kadar başında bekleyen, kendi derdini içine atıp evladının derdine çare arayan bir kalptir anne.

Bu yüzden Anneler Günü sadece alışveriş günü olmamalıdır. Bir farkındalık günü olmalıdır.

Belki de bu yıl biraz farklı bir şey yapabiliriz. Sadece kendi annemizi değil, hayatın içinde karşımıza çıkan tüm anneleri hatırlayabiliriz.

Toplu ulaşım araçlarında ayakta duran bir anne…
Metroda yorgun gözlerle etrafa bakan yaşlı bir kadın…
Elinde pazar filesiyle eve yetişmeye çalışan bir nine…

Yaşı kaç olursa olsun, anne olmanın yükünü ve emeğini taşıyan her kadın biraz daha inceliği hak ediyor.

Toplu taşıma araçlarında sıkça tanık oluyoruz:
Genç bedenler koltuklarına gömülmüş, gözler telefon ekranlarına kilitlenmiş; hemen yanlarında ise ayakta durmakta zorlanan anneler.

Oysa bazen küçücük bir hareket büyük bir toplumsal bilinç doğurur. Annelere bir koltuk vermek ya da yanımızda bir yer açmak yalnızca fiziksel bir kolaylık sağlamak değildir. Bu, “Seni görüyorum ve saygı duyorum” demektir.
“Verdiğin emeğin farkındayım” demektir.
“Bu toplum hâlâ edebini, nezaketini kaybetmedi” demektir.

Bu yıl "Anneler Günü" haftasında hediyelerden başka daha anlamlı bir kampanya başlatılabilir:
Toplu ulaşım araçlarında, yaşı kaç olursa olsun tüm annelere yer vermek gibi...

Çünkü annelik yalnızca bedensel bir durum değil; ömür boyu taşınan bir emektir.

Genç bir anne bebeğini kucağında taşırken de annedir; saçlarına ak düşmüş, çocuklarını büyütmüş, torun sahibi olmuş kadın da annedir. Yıllar geçer, çocuklar büyür, roller değişir; ama annenin içindeki annelik hiç eksilmez.

Bir toplumun medeniyet seviyesi, annelere gösterilen saygıyla da ölçülür.

Belki bu hafta bir hediye alacağız, çiçek götüreceğiz, güzel sözler söyleyeceğiz. Bunlar kıymetli.

Ama hediyenin yanına biraz zaman, biraz vefa, biraz ziyaret ve biraz toplumsal nezaket ekleyebilirsek, işte o zaman "Anneler Günü" gerçekten anlamına kavuşacaktır.

Unutmayalım!
Bazı anneler çiçek bekler, bazıları bir telefon, bazıları bir ziyaret…
Ama neredeyse hepsi hatırlanmak ister.

Bazen bir annenin kalbini mutlu etmek için gereken şey, pahalı bir hediye değil; boş bir koltuğu ona teklif edecek kadar ince bir yürektir.