Hasta Yatakta

Hasta yatakta

Dünyaya gelen bütün canlıların tek amacı vardır; o da yaşamaktır. Yaşamak, iyi yaşamak için ellerinden gelenin fazlasını yaparlar.

  • Bir inek, bir keçi, bir koyun düşünün hiç yavruladığı anı gördünüz mü? Ben gördüm. Görmeyenler için anlatayım. Yavru doğar doğmaz zorlayarak da olsa kalkar annesinin memesini bulur başlar emmeye. Daha doğduğu andan itibaren hayata tutunabilmenin yaşayabilmenin mücadelesini vermeye başlar. Canlılar için yaşam ne güzel bir sözcüktür. Yaşamın zıttı ölümdür. Hiçbir canlı ölüm kelimesini yaşam kelimesi kadar sevmez. Hatırlamak bile istemez, ama bu gerçeği insanoğlunun unutmaması gerekir. Bilhassa insanlar için güneşin doğduğunu görmek, sıcak bir günde serin bir rüzgarın estiğini görmek, kışın yeryüzünün bembeyaz karlarla kaplandığını görmek, baharın her tarafın yemyeşil olduğunu görmek, yazın türlü türlü meyveleri görmek, bunları toplayıp yemek ne kadar güzeldir değil mi?

İnsanların dört mevsimi yaşaması hele bir de Türkiye gibi bir günde dört mevsimin yaşandığı, cennet misali bir ülkede yaşamak güzel değil, en güzeldir.

Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim. Balıklar arasında konuşurlarmış, “deniz denen şey nasıl bir şeydir” diye. Denizde yaşıyorlar, denizin farkında değiller. Bizlerde balıklar gibi cennet bir ülkede yaşıyoruz ama cennette yaşadığımızın farkında değiliz.

Balıkların yaşadıkları denizi anlamadıkları gibi korumak gibi bir düşünceleri de olamaz. Ama biz insanlar balık olmadığımıza göre yaşadığımız bu cennet vatanı bilmemiz ve korumamız şarttır. Güneşin doğuşunu görme, günlük hayatın tatlı koşuşturması ve hayatın içinde olduğunu hissettiren her şey güzeldir. Zaman zaman sıkılsak da üzülsek de güzeldir yaşamak.


Yaşamak elbette güzeldir, yaşamayı güzel yapmak, daha da güzel yapmak, yaşamayı zorlaştırmak, yaşamaktan bıkıp ölmeyi istemek hep bunlar bizlerin elindedir. Yaşamak için elbette çalışmak zorundayız. Herkesin bir dünya amacı var. Okumak, iş kurmak, evlenmek, çocuklarının iaşesini temin etmek, çocuklarını okutmak, evlendirmek, iş güç sahibi yapmak, yaşamış anne ve babalarına bakmak, zengin olmak, daha da zengin olmak gibi bir sürü uğraşın içerisinde çırpınıp dururuz. Bunları planlı ve programlı bir şeklide yaparsak bütün amaçlarımıza ulaşmamız mümkündür. Her şeyi kurallarına göre yaparsak yorulmaz bu telaşların içerisinde kaybolmayız.

Yaşam öyle bir şeydir ki çoğu olaylar elimizde olmadan gelişir. Gün gelir sevdiklerimizin hayatımızdan bir bir eksilir. Yaşadığımız müddetçe sevdiklerimizle beraber olmak ne kadar güzelse, onlardan ölüm nedeniyle ayrılmakta o kadar acıdır. Hele hele ölmeden öldü saydıklarımız var ise o daha da acıdır.

Hayata ne kadar zorluklar olsa da insan yaşamayı sever. Yaşamanın yaşı yoktur. Hani bir yaşlı öldüğü zaman deriz ya; Ölüm onun için düğün bayramdı. Asla böyle değildir. Yüz yaşına gelse de, her tarafı ağrılar içerisinde olsa da, ne yaptığını bilmese de insan ölümü istemez. Yazımı bir hikaye ile tamamlamak istiyorum. Annenin oğlu hastalanmış annesi hep başında dua ediyormuş. “oğlum sen ölme ben öleyim” diye. Oğlunun arkadaşı ziyarete gelince bunun denemek ister, gerçekten de annem benim için ölecek mi? Arkadaşı beyaz bir çarşafa bürünerek Azrail kılığında kapıdan girer,i anneye ;oğlunun ölüm anı geldi ama sen onun yerine ölmeyi kabul etmişsin senin canını almaya geldim. Anne. Oğlunu göstererek” hasta yatakta,”der.

YORUM EKLE