Kar Hasretinin Bir Hikâyesi
Pencereden dışarı baktığımda, çocukluğumun o büyülü kış sabahlarını hatırlıyorum... Gece yarısı uykudan uyanır, perdeyi aralardım. Sokak lambalarının ışığında dans eden kar tanelerini seyrederken içim sevinçle dolardı.
Sabah olduğunda sadece Boyabat değil, dünya bembeyaz bir örtüyle kaplanmış gibi gelirdi bana. Öyle bir beyazdı ki bu, sanki doğa her şeyi yeniden başlatmak için dev bir silgi çekmiş, tüm izleri, lekeleri temizlemişti.
Günümüzde henüz kar yağmadan haberler yapılıyor. Gazetelerde okumuşsunuzdur: Boyabat'ın yüksek kesimlerinde düşen birkaç santim kar, gazetelerin sayfalarını doldurdu. Bir zamanlar olağan olan, bugün istisnâî hâle geldi.
Bu nasıl bir değişimdir ki, çocukluğumuzun vazgeçilmez parçası olan kar, artık özlemle beklediğimiz, görsek fotoğrafını çektiğimiz nadir bir misafire dönüştü.
Kayıp Kışlar
1980'lı yılları yaşayanlara sorun: O dönemin kışları nasıldı? Kar yağardı, hem de öyle hafif hafif değil. Dizlerimize, bazen belimize kadar çıkardı. Okullar tatil edilirdi.
Mahalle çocukları sokaklarda kardan adamlar yapar, kızak kaydırır, kartopu savaşları düzenlerdi. Evlerin bacalarından yükselen dumanlar, soğuğun içinde sıcak yuvaları müjdelerdi. Damlardan sarkan buz sarkıtları, doğanın kristal sanat eserleri gibiydi.
Annelerimiz erken kalkar, ilk iş olarak sobayı yakarlardı. Bizler de düşe kalka bakkala gider yeni gelmiş sıcak ekmekleri kaparcasına alır hemen eve dönerdik.
Karla kaplı avluların beyaz ışığında yapılan kahvaltılar, üfleyerek içilen çaylar, ısınan ellerin o huzur veren sıcaklığı... Bunlar sadece anılar değil, kaybettiğimiz bir yaşam biçiminin izleriydi.
Bir Mevsimin Yokoluşu
Küresel ısınma... İklim değişikliği... Bu kelimeler artık günlük konuşmalarımızın parçası oldu. Önce inanmadık, sonra önemsiz bulduk, derken hayatımızın her alanında etkilerini görmeye başladık.
Kışlar ılımandı artık. Ocak ayında bazen tişörtle dolaşabiliyorduk. Şubat geldiğinde bahara mı giriyoruz diye soruyorduk kendimize.
Meteoroloji haritalarını incelediğimizde, ortalama sıcaklıkların nasıl yükseldiğini görüyoruz. İstatistikler soğuk gerçeği ortaya koyuyor:
Her geçen on yıl, bir öncekinden daha sıcak. Kar yağışları azalıyor, yağdığında da bir iki gün içinde eriyip gidiyor. Topraklarımız karın o koruyucu örtüsünden mahrum kalıyor.
Peki biz ne yaptık?
Fabrikalarımızla, arabalarımızla, kontrolsüz tüketimimizle, ormansızlaştırmamızla... Doğaya nasıl davrandık?
Her yıl milyonlarca ton karbondioksit atmosfere salındı.
Akciğerlerimiz olan ormanlar yok edildi.
Nehirlerimiz kirletildi.
Denizlerimiz plastikle doldu. Buzullar eridi, iklim değişti, mevsimler şaşırdı.
Ve şimdi, Boyabat'ın yüksek kesimlerine yağan birkaç santimlik kara seviniyoruz.
Köy yolları kapanıyor, evet. Ulaşımda aksamalar oluyor, doğru. Ama bir yandan da içimizde bir sevinç var. "Bak, kar yağdı!" diyoruz. Sosyal medyada paylaşıyoruz. Çocuklarımızı dışarı çıkarıp, "İşte bu kar, biz senin yaşındayken her kış böyleydi," diyoruz.
Nostalji mi, Uyarı mı?
Bu nostalji hissi sadece geçmişe duyulan özlemden mi kaynaklanıyor?
Belki de derinlerde, kaybettiğimiz bir dengenin, bozduğumuz bir düzenin farkındalığı yatıyor. Kar hasreti çekmemiz, aslında doğal olanı, normal olanı özlediğimizin göstergesi.
Bürnük mevkiine giden vatandaşların dönüşte çektikleri zorluklar, bir zamanlar kışın olağan bir parçasıydı. İnsanlar ona göre hazırlıklıydı. Evlerde kış azığı vardı, lastikler değiştirilirdi, zincirler takılırdı. Kış mevsiminin gerektirdiği bir hayat tarzı vardı. Şimdi ise kar yağınca şaşırıyoruz, hazırlıksız yakalanıyoruz. Çünkü kar, artık istisnai bir durum.
Çocuklarımıza Ne Anlatacağız?
En çok üzüldüğüm şey, bugünün çocuklarının karla yeterince tanışamaması. Onlara kışın nasıl bir mevsim olduğunu anlatsak da, yaşatamıyoruz. Kartopu oynamayı, kızak kaymayı, kardan adam yapmayı...
Bunlar belki de gelecek nesiller için sadece kitaplarda okuyacakları, eski fotoğraflarda görecekleri şeyler olacak.
"Biz zamanında..." diye başlayan cümlelerimiz artık sadece yaşlıların değil, orta kuşağın da anıları haline geldi. Otuz-kırk yaşındaki biri bile "bizim zamanımızda kışlar böyle değildi" diyor. Bu ne kadar hızlı bir değişim!
Hâlâ Umut Var mı?
Doğayı korumak bizim öncelikli görevimiz olmalı. Ama bu sadece bir görev değil, aynı zamanda bir sorumluluk, bir borç. Gelecek nesillerimize karşı borcumuz.
İklim değişikliğiyle mücadele artık bir seçenek değil, zorunluluk.
Küçük adımlar atmak gerek: Enerji tasarrufu yapmak, geri dönüşümü önemsemek, fosil yakıt kullanımını azaltmak, ağaç dikmek, su israfını önlemek, bilinçli tüketmek...
Bu basit görünen davranışlar, toplu halde büyük değişimler yaratabilir.
Beyaz Umudun Dönüşü
Boyabat'ın yüksek kesimlerine yağan kar, belki de doğanın bize verdiği bir mesajdır: "Hâlâ buradayım, ama yardımınıza ihtiyacım var."
Kar yağışının haberlere çıkması üzücü olduğu kadar, aynı zamanda uyandırıcı bir gerçektir.
Allah'tan dilerim; bundan sonra da kar yağmaya devam etsin. Ama bunun için sadece dilek tutmak yetmez. Harekete geçmek, değiştirmek, dönüştürmek gerekir.
Her birimizin yapabileceği bir şeyler var.
Belki yarınların çocukları, bizim yaşadığımız o büyülü kış sabahlarını yeniden yaşayabilir.
Belki onlar da uykularından uyanıp pencereden baktıklarında, karla kaplı beyaz bir dünya görürler.
Belki kar yağışı yine sıradan, olağan bir şey haline gelir.
Bunun için, bugünden harekete geçmeliyiz. Doğayla barışmalı, onun kurallarına saygı göstermeli, ona verdiğimiz zararı telafi etmeye çalışmalıyız.
Yoksa bir gün, torunlarımız bize soracak: "Dede, kar neydi?"
Ve biz de sadece anılarımızla, eski fotoğraflarla cevap verebileceğiz. İşte o zaman, kaybettiğimizin gerçek değerini anlayacağız. Ama artık çok geç olacak.
Boyabat'ın dağlarına yağan o kara sevinelim. Ama unutmayalım: Bu sevinç, aynı zamanda bir uyarıdır. Doğa bize son şansını veriyor. Bu şansı değerlendirmek, hepimizin elinde.
Kar yağsın! Ama sadece dağlara değil, ovalara, köylere, şehirlere de... Her kış, her yerde, tıpkı eskiden olduğu gibi...