Pierre Loti

 Pierre Loti’nin  Yeşil Cami adlı bir kitabı, bu yaz Beşiktaş’ta bir kitapçıda geçti elime. Yeni baskı idi. Kitabı derhal satın aldım. Müthiş bir heyecan, müthiş bir merak: Çok sevdiğim yeşil Bursa’yı bir Fransızdan, Pierre Loti’den okumak.  
 Kitabı okudum. Oldukça canlı,samimi bir üslûp ile Bursa bütün huzuru ve mehabeti ile  elimdeki satırlardaydı. Eskimiş bir fotoğraf, soluk bir gravür var sanki karşımda. Pierre Loti, Bursa insanını, Bursa ve Yeşil Cami ile ilgili gözlemlerini, düşüncelerini bütün renkleri ile yazmış. Pierre Loti’nin Yeşil Cami kitabındaki Bursa’yı anlatan, oldukça lirik ifadeleri ile baş başa bırakıyorum sizi: 

“Oh! Anadolu’nun içinde gizli kalmış o büyük mazinin şehirleri! Yeşilliklerle çevrili, beyaz minareler ve siyah selvilerin çevresinde konuşlanmış o küçük kasabalar! Oralarda hüküm süren yaşam, son derece namuslu ve samimidir. Oh! Kimisi çiftçi kimisi iş sahibi olan, günde beş vakit camiye gidip namaza duran, akşamları asma gölgeleri altında veya atalarının mezarları etrafında oturup… sonsuzluk rüzgârına kendilerini bırakan bu insanlar!”     

 “Gösterişsiz bir şekilde süslenmiş küçük dükkanlar vardı; eski zamanların usullerine göre telaşsız icra edilen tuhaf zanaatlar. Zanaatkarlar için de yoksullar için de nispeten daha kolay olan o güzel geçmiş günlere döndüğümüzün gitgide daha çok farkına varıyorduk. Burada hayatın ne kadar basit ve tefekküre dayalı kaldığı hissediliyordu: sayısız hayalci, ağaçların gölgesine, kahvecilerin ya da berberlerin kapısına, bir nargilenin, miniminnacık bir fincan kahvenin ya da sadece az miktarda Uludağ karıyla soğutulmuş bir bardak suyun başına oturmuştu. Ağaçlar, her yerde ağaçlar, taptaze sürgünleriyle asırlık asma çardaklarının baştan başa kubbe gibi örttüğü sokaklar. Orada burada, yol kavşaklarında, tıpkı uzaklardaki orman içleri gibi, yeşil loşlukta yıkanan ufaklıklar beliriyordu.” 


“Camiden yayılan sükûnet belki de yaşayan şekillerin bulunmayışından kaynaklanıyordu: bizim kiliselerimizi süsleyen, çoğunlukla muhteşem ama daima fazlasıyla insani o acılı resimlerden eser yoktu. Çiçeklerin bile onları değiştiren, ne olduğunu bilmediğim katı bir tarafı vardı; her yerde geometrik düzgünlük, kişisellikten uzaklık, soyutluk, yokluk: nesnelerin düzenlenişi ve temiz hatları, cansız, soyut -sonsuz- bir tür öte dünyanın yaklaşmasını ve yatıştırıcılığını hissettiriyordu şimdiden.”   


 “Sıradan insanlar burada ibadetle az çok incelik kazanmış…. zenginlerin ve yoksulların emekçilerin ve en bilge dervişlerin en mütevazı küçük kahvelerin önünde sohbet etmek üzere el ele verip yan yana oturması engellemiyor bu durum.”  
   Pierre Loti, Avrupa’ya karşı Türk milletini her ortamda her fırsatta savunmuş. İşte oldukça çarpıcı cümleler: 


“Tüm hayatım boyunca söyledim, Türkler bütün Doğu ‘nun en saf ve en dürüst insanlarıdır. Onlar Doğu’ nun en hoşgörülüleridir.” 


“Yoksullara, zayıflara, acizlere, küçüklere acıma ve şefkat duyma konusunda hiçbir millet halis Türkler kadar arzulu olamaz. Anaya babaya saygı gibi yüce duygularda kimse onlarla ölçüşemez. Türklerden biri, yaşı ilerlemiş bile olsa, küçük bir kahvehanede otururken içeri babası giriverdiğinde derhal yerinden kalkar, daha sessiz olmaya çalışır,… ve saygı ile bir köşeye geçer.”


“Türkler, hayvanlara karşı hepimizden daha vicdanlıdır. İstanbul’un başıboş köpekleri, yüzyıllardır büyük bir sevgi ve hoşgörü içinde varlıklarını sürdürmektedirler. Bu güzel insanlar, yağmurda ıslanmış bir köpek yavrusu görseler derhal sokağa inip üstlerindeki kıyafetlerle veya kilim parçalarıyla hayvancağızı örterler. Neredeyse tamamı Ermenilerden oluşan belediye heyeti bu hayvanların itlaf edilmesine karar verdiği vakit, mahallelerde onları korumak için bir nevi isyan çıktı, kavgalar yaşandı.” 

Türk dostu olduğunu her fırsatta ifade eden, yazılarında belirten Pierre Loti’yi Avrupa, küçümsemiş. Bunu şöyle anlatıyor:         “Türkleri desteklediğim, asıl Bulgarların kaba zalimler olduğunu ve Coburg’lu Ferdinand’ın alçak bir canavardan başka bir şey olmadığını söyleme cesareti gösterdiğim için küçümsendim, hakarete uğradım ve tehdit edildim.”   


1913 yılında yazdığı  Can Çekişen Türkiye  kitabıyla Avrupa’yı eleştiren Pierre Loti, o sene ülkemizde devlet konuğu olarak karşılanır ve Sultan Reşat tarafından sarayda ağırlanır. İnsanımız Türkleri çok seven Piere Loti’ye vefa göstergesi olarak Pierre Loti’nin adını, bugün Eyüp Tepesine, Eyüp Tepesinde bir kahveye, ve İstanbul Divanyolu’nda bir caddeye vermişler.  Sahabelerimizden Eyüp El Ensari Hazretleri ile aynı mekanda.  Bu da memleketimizin engin hoşgörüsünün bir tecellisi..  

Onun   İstanbul sevgisine karşılık

Gerçek, çocukların sözlerindedir, diyor  Pierre Loti. Çocuklardaki safiyet ve samimiyet pek kıymetli. Pierre Loti,  Bursa’yı işte bu safiyetle anlatıyor Yeşil Cami’de. Pierre Loti ismini, İstanbul’u, Eyüp semtini gezenler bilir.  Velhasıl İstanbul âşığı, Osmanlı âşığı, aynı zamanda .Türk âşığı bir Fransız yazar olan Pierre Loti, aynı amanda memleketimizde iltifat görmüş ki ismi günümüze kadar yaşatılmış. Keşke bu Türk dostu, 1. Dünya Savaşı’na katılarak bizim karşımızda savaşan bir asker olmasaydı. 

YORUM EKLE