TAT VARDI SÖZLERİNDE

TAT VARDI SÖZLERİNDE
Ağlamaklı olmuşsun
Nem vardı gözlerinde
Bakışın da bin mana
Tat vardı sözlerinde
15.05.2007
İnsan anlatmak istediğini her zaman diliyle anlatamaz, bazen de gözleriyle anlatır; çünkü bazı bakışlar, kelimelerin anlatamadığımdan daha fazlasını anlatır insanlara.
SÖZÜN ÖTESİNDE BİR DİL
İnsanlar dünyaya geldiği günden itibaren kendisini anlatmanın yollarını aramıştır.Önce ağlamış, sonra gülmüş, sonra da konuşmayı öğrenmiştir. Öğrendiği kelimeler çoğaldıkça da dünyası genişlemiştir.
Ama her ne kadar konuşmayı öğrenirse öğrensin, hayatının bazı anlarında kelimeler yine yetersiz kalabilmiştir.
İşte o zaman başka bir dil devreye girmiştir…
Bu dil bakışların dilidir…
Bu dörtlük, ilk bakışta bir insanın hâlini anlatır gibi görünse de aslında insanın söz ile duygu arasındaki ilişkisini anlatmaktadır.
“Tat vardı sözlerinde” denilirken, sadece güzel konuşmaktan söz edilmemektedir.
Samimiyet ve sıcaklıktan başka gönülden gelen bir anlam bulunduğu hissedilmektedir sözün içinde.
Ama sözlerin hemen ardından gözler devreye girmiştir.
“Nem vardı gözlerinde…”
Demek ki söylenen sözlerin arkasında söylenemeyen başka şeyler de varmış.
SÖZÜN TADI, GÖZÜN NEMİ
İnsanın söylediği söz kadar, o sözü nasıl söylediği de önemlidir.
Aynı kelime, farklı insanların ağzında farklı anlamlar kazanabilir.
Bir söz gönül alabilir; aynı söz başka bir ağızdan çıktığında gönül kırabilir.
Nitekim Yunus :
“Söz ola kese savaşı,
Söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı,
Yağ ile bal ede bir söz”diye söylemiştir.
Demek ki sözün yalnızca kendisi değil, söyleniş biçimi ve taşıdığı niyet ve değer de önemlidir.
Dörtlükteki “tat” kelimesi işte bu noktada önem kazanır.
Sözün tadı, insanın gönlünden gelir.Samimiyet varsa söz güzelleşir.Muhabbet varsa söz sıcaklaşır.
İçtenlik varsa birkaç kelime bile insanın hafızasında yıllarca kalabilir.
Ama bazen insanın söylediği sözler ile gözlerinin anlattıkları birbirinden farklı olabilir.
Dil başka bir şey söylerken gözler başka bir gerçeği anlatabilir.
İşte şiirdeki güzellik biraz da buradadır.
GÖZLERİN SÖYLEDİĞİ
“Nem vardı gözlerinde” mısrası, bize insanın iç dünyasına açılan sessiz bir pencere gösteriyor.
Gözyaşı henüz dökülmemiştir.
Fakat gözler dolmuştur.
İnsan belki ağlamamak için kendisini tutmaktadır.
Belki de söyleyeceği bir söz boğazında düğümlenmektedir.
Belki de geçmişten kalan bir hatıra karşısına çıkmaktadır.Belki de ayrılığın, bir özlemin veya bir kırgınlığın ağırlığını taşımaktadır.
Şair bunların hiçbirini açıklamıyor.
Sadece gözlerdeki nemi gösteriyor.Gerisini okuyucuya bırakıyor.
Bu, şiirin en güzel taraflarından biridir.
Şair her şeyi söylemez. Bir kısmını söyler, bir kısmını okuyucunun gönlüne bırakır.
BAKIŞTAKİ BİN MÂNÂ
Dörtlüğün kilit noktası şüphesiz:
“Bakışın da bin mana” mısrasıdır.
İnsan yüzü konuşmadan da konuşabilir.Bir bakış bazen sevgidir.Bazen sitemdir.Bazen de özlemdir.
Bazen bir vedadır.Bazen de insanın karşısındakine söyleyemediği bir cümledir.
Bu nedenle bakış, insan iletişiminin en güçlü unsurlarından biridir.
Kelimeler sınırlıdır ve bakışlar çoğu zaman kelimelerin sınırını aşar.
Bir insanın yüzüne baktığınızda, yalnızca gözlerini görmezsiniz; bazen onun yaşadıklarını, sevincini, hüznünü, kırgınlığını ve beklentisini de okumaya çalışırsınız.
Elbette her bakış doğru okunamaz.
İnsan bazen karşısındakini yanlış anlayabilir.
Ama gerçek dostluk ve gerçek gönül yakınlığı biraz da bakışlardan anlam çıkarabilmek değil midir?
KELİMELERDEN GÖNÜLLERE
İnsanlar arasındaki iletişim yalnızca kelimelerden ibaret değildir.
Ses tonu vardır.Suskunluk vardır.Yüz ifadesi vardır.Bakış vardır.Bazen de hiçbir şey söylemeden yanında durmak vardır.
Özellikle yıllar geçtikçe insan bunu daha iyi anlar.
Gençlikte insan çok konuşarak anlaşılacağını zanneder. Yaş ilerledikçe ise bazı şeylerin konuşulmadan da anlaşılabileceğini fark eder.
Çünkü hayat insana şunu öğretir:
Her söz anlatmaz; her suskunluk da sessizlik değildir.
Bazen susmak, söylenebilecek en ağır cümledir.Bazen bir bakış, uzun bir konuşmadan daha samimidir.
Bazen de gözlerdeki bir damla yaş, insanın yıllardır içinde taşıdığı bir hikâyenin özetidir.
BİR DÖRTLÜK, BİR HAYAT
15 Mayıs 2007 tarihinde yazılmış bu dörtlük, aradan geçen yıllara rağmen bugün de anlamını koruyor.
Çünkü insanın duyguları hep zamana bağlı olmuyor. Yıllar değişiyor.İnsanlar değişiyor. Şehirler değişiyor.Hayatın şartları da değişiyor.
Ama insanın sevinci, hüznü, özlemi, sevgisi ve kırgınlığı hiç değişmiyor.
Bu yüzden yıllar önce yazılmış bir dörtlük, yıllar sonra yeniden okunduğunda insanın karşısına yeni anlamlarla çıkabiliyor.
Belki de şiirin ömrü buradan geliyor.
Şairin yaşadığı bir an, okuyucunun hayatında başka bir anıya dönüşüyor.Şairin baktığı bir göz, okuyucunun hafızasında başka bir yüzü hatırlatıyor.
Şairin söylediği bir söz, yıllar sonra başka bir insanın gönlüne dokunuyor.
SÖZLER KALIR, BAKIŞLAR HATIRLANIR
Hayatta pek çok şeyi unutuyoruz.Kim ne söyledi, hangi gün ne konuşuldu, hangi cümle nerede kuruldu…
Bunların çoğu zamanla hafızamızdan siliniyor.
Ama bazı sözler ve bakışlar kalıyor.Bazı insanlar da kalıyor.
Çünkü onlar hafızamız da değil, gönlümüz de saklanıyor.
İşte bu dörtlükte de söz ile bakışın buluştuğu bir an var.
Sözlerde tat…
Gözlerde nem…
Bakışta binlerce anlam…Ve bütün bunların ortasında susarak konuşan bir insan…
SON SÖZ
İnsan yalnızca diliyle konuşmaz.Bazen gözleriyle de konuşur.Bazen de susarak konuşur.
Bazen bir tebessümle, bazen bir bakışla, bazen de gözlerinde biriken yaşla…
Onun için insanı anlamak isteyen yalnızca sözlere kulak vermemeli; sözlerin arkasındaki gönül cevherine de bakmalıdır.
Çünkü bazı sözlerin içinde tat vardır,kıymet vardır.Bazı gözlerde ise nem vardır. Ve bazı bakışlarda, derin mânâlar saklıdır.
Belki de insanı insan yapan, bütün bu mânâları görebilmek ve söylenmeyeni anlayabilmektir.
Bir dörtlük bazen birkaç satırdır; ama o birkaç satır, bir insanın koca bir hayatına açılan kapı olabilir.Ve insanı dörtlüklerin ışığında derinlemesine bir arayışa yöneltebilir.
Nezih Yıldırım