SİNOP HAYVAN HAKLARI PLATFORMU BASIN AÇIKLAMASI
Değerli Sinop Halkı, Ekranları Başında ve Meydanlarda Bizleri Dinleyen Vicdan Sahibi Dostlarımız;
Bugün burada sadece Sinop’un değil, tüm Türkiye’nin vicdanını temsil eden Hayvan Hakları Platformu olarak sizlere sesleniyoruz.
Bizler; örgütlü kötülüğün, cehaletin ve acımasızlığın karşısına vicdanlı bir insan olabilmenin sorumluluğuyla dikilen, sarsılmaz bir iradenin temsilcileriyiz! Türkiye’nin dört bir yanında yaşam hakkını hiçbir tür ayrımı gözetmeksizin savunan bu onurlu mücadelemizin kapısı; can dostlarımızın yaşam hakkını gözeten, bu vicdani sorumluluğu bizimle paylaşan herkese sonuna kadar açıktır.
Bizler bu çatı altında; sokaklarda yaşanan sistematik zulme ve en temel hak olan yaşam hakkı ihlallerine daha fazla dayanamadığımız için, bir barikat olmak üzere bir araya geldik!
Soruyoruz sizlere: Bugün sokaklarımızda hangi canımız güvende?
Hukuksuzluk artık kapalı kapılar ardında değil, güpegündüz sokak ortasında baş göstermektedir. Sadece uzman veteriner hekimlerin kontrolünde olması gereken narkotik ilaçlar, hiçbir yetkisi ve tıbbi bilgisi olmayan kişilerin elinde birer ölüm silahına dönüşmüştür! Canlarımız, henüz barınaklara dahi ulaştırılmadan sokak ortasında katledilmektedir. Bugün Sinop’ta sokaklarımızdan toplanan ve bir daha haber alınamayan, adeta sırra kadem basan kayıp köpeklerimizin akıbeti meçhuldür! Bu kontrolsüzlük, bu şeffaf olmayan karanlık süreçler, yürütülen operasyonların tamamen gayrimeşru olduğunun en somut kanıtıdır!
7527 sayılı yasa değişikliğinin ardından, mevcut barınak kapasitelerinin katbekat üzerinde köpek kontrolsüzce toplanmakta; hayvanlar adeta üst üste, korkunç şartlarda esir edilmektedir. Resmi raporlarda "doğal ölüm" olarak makyajlanan o sahte rakamlar asla gerçeği yansıtmıyor! Sokaklarımızda bizlerle birlikte yıllarca sağlıkla yaşayan bu dostlarımız, sözde "yaşam alanı" adı verilen o toplama kamplarındaki açlık, susuzluk ve salgın hastalıklar yüzünden çok kısa sürede can vermektedir. Yasal kılıfların arkasına sığınılarak ülke genelinde hayvanlara yönelik şiddet, tecavüz ve cinayet vakalarının korkunç bir hızla artması, bizleri bu sarsılmaz duruşu sergilemeye mecbur bırakmıştır.
Unutmamak gerekir ki; evcil olan her hayvanın hayatta kalması için doğrudan insan desteğine ihtiyacı vardır. Evcilleştirdiğimiz bu canlar, beton blokların arasında kendi kendilerine mama üretemez, temiz suya ulaşamaz, hastalandıklarında kendi kendilerini tedavi edemezler! Kışın dondurucu soğuğundan korunacakları bir kulübeyi kendi elleriyle yapamazlar.
Hayvanlar birer heves objesi ya da oyuncak değildir! Onlar; duyguları, hisleri ve ruhu olan canlılardır. Bir hayvanı sahiplenmek, onun tüm ihtiyaçlarını ömrünün sonuna kadar kesintisiz karşılamayı göze almak demektir. Sıkılınca sokağa atılacak birer eşya değildirler!
Nitekim inancımız da bizlere her canın mukaddes olduğunu hatırlatır. Sevgili Peygamberimiz, "Yeryüzündekilere merhamet edin ki, gökteki de size merhamet etsin" buyurarak bu dilsiz canları bizlere birer emanet olarak bırakmıştır. Onları açlığa ve ölüme terk etmek hiçbir inanca sığmaz!
Sadece inancımız değil; köklü geçmişimiz ve Türk töresi de canlıyı esirgemeyi emreder. Binlerce yıllık Türk geleneğinde dağdaki kurdun, gökteki kuşun, sokaktaki canın hakkı kutsal sayılmıştır. Atalarımızdan miras kalan bu yüksek ahlak ve merhamet kültürü, bugünkü katliam yasalarıyla taban tabana zıttır! Bizler bugün hem inancımızın emanetine hem de asil Türk töresinin adaletine sahip çıkıyoruz!
Peki, asıl çözüm nerede?
Hepimiz çok iyi biliyoruz ki bu sorunun gerçek çözümü katliamda ya da esarette değil; sevgi, eğitim ve bilimdedir! Popülasyonu kontrol altına almanın tek yolu, acilen ülke genelinde topyekün bir kısırlaştırma seferberliğinin başlatılmasıdır. Cezalandırılması gereken dilsiz canlar değil; bu sorumsuzluğu üreten sistem, üreticiler ve bilinçsiz bireylerdir! Tam da bu yüzden; barınakların şeffaflaşması, halkın bir denetim mekanizması olarak o duvarların arkasında yer alması hayati bir zorunluluktur!
İşte bu büyük zulme karşı durmak için o büyük gün geliyor!
2 Ağustos 2024 tarihinde kabul edilen o kanun değişikliğinin ikinci yıl dönümünde; 2 Ağustos 2026’da, büyük bir iradeyle Antalya’da bir araya geliyoruz! İki yıl boyunca yaşam hakkını kaybeden sayısız canın acısını yüreğimizde taşıyoruz; onları unutmadık, unutturmayacağız!
Artık yalnızca kaybettiklerimizi anmak için değil; daha fazla can kaybını önlemek ve kalıcı çözümleri haykırmak için sesimizi birleştiriyoruz! Kaybettiklerimize de kaybedeceklerimize de tahammülümüz kalmadı! Antalya Nekropol Müzesi önünde 54 günü aşkın süredir devam eden Yaşam Nöbeti, vicdan sahibi insanların ortak sesi olmuştur.
Bizler de bugün Sinop'tan bu sese en güçlü nefesimizle haykırıyoruz!
Bugün buradan, bu sarsılmaz inançla sormak zorundayız:
Eğer bugün bu katliama göz yumarsak; çocuklarımıza, insanlara sevgiyi, yaşam hakkına saygı duyabilmeyi, empati kurabilmeyi ve merhameti nasıl öğreteceğiz? Onların yüzüne yarın hangi yüzle bakacağız?
İyi bilinmelidir ki; yaşam insanıyla, tüm canlılarıyla ve doğasıyla bir bütündür, asla bölünemez! Hiçbir can katledilemez; insanların vicdanı ve merhameti asla hançerlenemez! Sokak canlarımız, doğanın en güzel ruhu, bu dünyanın en masum çocuklarıdır; onları yok edemezsiniz!
Bizler, canlarımızın yok edildiği, dostlarımızın bizden koparıldığı sevgisiz, karanlık ve ruhsuz bir dünyada yaşamak istemiyoruz, bunu reddediyoruz!
Sinop’umuzda ve ülkemizin her bir köşesinde dilsiz canlarımızın uğradığı bu vahşet karşısında asla geri adım atmayacağız. Bizler dağınık bir kalabalık değil; Türkiye genelinde kenetlenmiş bir gücüz! Bu duruşumuz geçici değil, son derece kararlıdır.
Yaşatacağız! Çünkü insan olmak, vicdan sahibi olmak bunu gerektirir!
Asla pes etmeyeceğiz; sokak canları sahipsiz değildir!
Biz buradayız, birlikteyiz ve ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ!








