ÖMER HAYYAM’I ANLAMAK…

ÖMER HAYYAM’I ANLAMAK…
İnsanoğlu hayatı boyunca dostluklar edinir.Çoğu kez en basit meseleleri bile dostlarıyla paylaşmak ister. Hani “incir çekirdeğini doldurmaz” denilen şeyler vardır ya; insan bazen onları bile anlatacak bir gönül dostu arar.
Aslında dertleşebileceğin bir dostunun bulunması büyük nimettir insanın.
Fakat dost edinilenler her zaman insan olmayabilir. Bazen bir kitap, bazen eski bir hatıra, bazen de insanı kendi içine götüren bir yalnızlık olur dost dediğimiz şey.
Kimi insanlar musikide huzur bulur, kimi hatıralarında, kimi de yıllar içinde edindiği alışkanlıklarında…
Bendeniz bunaldığım zamanlarda çoğunlukla yalnızlığı tercih ederim. Ama insan ne kadar yalnız kalmak istese de zihnini meşgul eden meselelerden bütünüyle kaçamaz/kurtulamaz.
İşte böyle anlarda şairlerin hayat hikâyeleri ve şiir kitapları yoldaş oluverir bana.
Birçok şairin eserlerine başvururum; fakat çoğu zaman elim Ömer Hayyam’a gider.
Bu yazımda sizleri biraz da Ömer Hayyam’la buluşturmak istedim.
Ömer Hayyam; filozof, matematikçi ve astronomdur. Yaşadığı çağın çok ötesinde düşünebilen ender isimlerden biridir.
Kimilerine göre iyi bir Müslüman, kimilerine göre ise şiirlerinde şaraba fazla yer verdiği, sorgulayıcı bir dil kullandığı için “dinsiz” diye suçlanan bir düşünürdür.
Aslında meseleye yüzeyden bakıldığında Hayyam’ı anlamak kolay değildir. Çünkü o, sadece görüneni anlatmaz; görünenin arkasındaki hakikati sorgular.
Bu yüzden de çağının kalıplaşmış düşüncelerini rahatsız etmiş bir isimdir.
Biz bu yazıda, Ömer Hayyam’ın şiirlerinden hareketle onun hayata ve insana bakışını anlamaya çalışacağız.
Kanaatimce Hayyam, bizim Mevlânâ’da gördüğümüz o büyük hakikati kavramış insanlardan biridir:
Dönüşün mutlak surette Allah’a olduğunu…
Ruh ve beden ilişkisini sorgulayan Hayyam, bedenin toprağa karışacağını; fakat ruhun varlığını sürdüreceğini düşünmüş, hayatı yalnızca dünya ile sınırlamayan bir anlayışı savunmuştur.
Şiirlerinde bunu çok çarpıcı imgelerle anlatır:
“Ovada her kızıl lalenin teni
Bir padişahın kanıyla beslendi.
Yerden biten şu menekşe yok mu?
Bir güzelin yanağındaki bend’i…”
Ve yine şöyle der:
“İnsan bastığı toprağı hor görmemeli,
Kim bilir hangi güzeldir, hangi sevgili.
Duvara koyduğun kerpiç yok mu? Kerpiç…
Ya bir şah kafasıdır, ya bir vezirin eli.”
Bu mısralarda Hayyam, insanın faniliğini anlatırken aynı zamanda büyüklenmenin anlamsızlığını da gözler önüne sermektedir.
Çünkü gün gelir; hükümdar da vezir de aynı toprağa karışır.
Ömer Hayyam’ın en çok eleştirilen yönlerinden biri de kader, irade, cennet ve cehennem konularındaki sorgulayıcı yaklaşımıdır.
Şu dizeleri bu yüzden tepki çekmiştir:
“Her şey senin elinde, irade sende;
O halde neden günah işlettin?
Her şey senin elindeyse,
Cennet niye, cehennem niye?”
Aslında burada Hayyam’ın yaptığı şey inkâr değil; insan aklının çözmeye çalıştığı büyük sırları sorgulamaktır. Fakat tarih boyunca sorgulayan insanlar çoğu zaman yanlış anlaşılmıştır.
Hayyam yalnızca metafizik meseleler üzerinde durmamış; dünya hırsını, mal ve makam tutkusunu da eleştirmiştir.
Bakınız ne diyor:
“Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler,
Bin bir derde düşer canlarından bezerler.
Öyleyken ne tuhaftır yine de övünür,
Onlar gibi olmayana adam demezler.”
Aradan asırlar geçmiş olmasına rağmen bu dizelerin bugün için de geçerli olması düşündürücüdür. İnsan değişiyor zannediyoruz; ama hırsları, zaafları ve gösteriş merakı pek değişmiyor.
Diğer büyük düşünürler gibi Hayyam da ölüm gerçeği üzerinde uzun uzun düşünmüştür.
Şu dörtlükte adeta hayatın bütün gürültüsünü birkaç satırda susturur:
“Varlığın sırları saklı bende,
Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin ne ben.
Bizimki perde arkasında dedikodu;
Bir indi mi perde, ne sen kalırsın ne de ben.”
Ve ardından insanlığın bitmeyen merakını şöyle anlatır:
“Bir geldi mi derin ölüm uykusu,
Biter bu dünyanın dedikodusu.
Ölenden bir haber bekler insanlar;
Ne söylesin, bilmez ki ne olduğunu…”
Ömer Hayyam’ın asırlar öncesinden bugünü anlatan en dikkat çekici dörtlüklerinden biri ise şudur:
“Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı alsın aklımı;
Belki öyle beğenir bizi elâlem.”
Sanki bugünün dünyasına seslenmektedir.
Aklın, ilmin ve hikmetin geri plana itildiği; gösterişin, paranın ve menfaatin öne çıkarıldığı dönemlerde Hayyam gibi isimler daha iyi anlaşılır.
Belki de Ömer Hayyam’ın asırlardır okunmasının sebebi budur. Çünkü o, insanın değişmeyen tarafını anlatmıştır:
Ölümü unutan insanı…
Mal ile övünen insanı…
Hakikati arayan insanı…
Ve en çok da kendi içinde kaybolan insanı…
Hoşça kalın…