ÖFKE, NEFRET VE KÖTÜ DÜŞÜNCE
Aslında Ahmet Cevdet Paşa’nın devlet adamında bulunması gereken vasıflara dair görüşlerini incelemek istemiştim.Fakat zihnim başka bir konuya takıldı. İnsanların gönüllerinde ördükleri görünmez duvarlar aklıma geldi nedense. Özellikle de öfke, nefret ve kin duvarları…
Modern hayatın bitmek bilmeyen telaşı içinde insan, çoğu zaman kendi gönül dünyasını ihmal ediyor. Biriktirilen kırgınlıklar, çözülemeyen hesaplar ve söylenemeyen sözler zamanla gönülde kalın duvarlar örüyor. Bu duvarlar ise insanı huzurdan uzaklaştırıyor ve öfkeye, öfke de nefrete dönüşüyor.
Düşündüm de; huzur ile hüzün arasında sadece birkaç harf farkı var. Fakat biri gönlü ferahlatırken diğeri yüreği daraltıyor.
İnsanoğluda aynen böyle oluyor ve kalbinde taşıdığı duygular, hayatının yönünü belirliyor.
Merhum Mehmet Âkif’in “İşte perişan yurdum” diyor ya; ben de zaman zaman “işte perişan gönüller” demekten kendimi alamıyorum.
Çünkü çok insan dışarıdan güçlü görünse de içinde gizli fırtınalar barındırmış olabiliyor.
Böyle düşünürken Necip Fazıl’ın “İnsan bu su misali kıvrım kıvrım akar” mısrası geldi birden aklıma.
Acaba öfke hâlinde ki insanı nasıl tarif ederdi? Dedim kendi kendime. Ve belki de öfke, insanın kendi içindeki fırtınaya yenilmesidir, diye düşündüm.
Çünkü öfke aklın önüne geçtiğinde, insan kendisine de çevresine de zarar verebiliyor.
Öfke, nefret ve kin…
Belki de insan ruhunun en yıpratıcı üç misafiri…
Öfke nefreti doğuruyor, nefret kini besliyor, kin ise insanı karanlık bir çıkmaza sürüklüyor.
Sonunda geriye pişmanlık ve yalnızlık kalıyor.
Atalarımız boşuna söylememiş:
“Öfkeyle kalkan zararla oturur.”diye.
Bu sözün içinde asırların tecrübesi saklıdır. Çünkü öfke anında verilen kararların bedeli çoğu zaman ağır olur. İşte bu noktada karşımıza sabır çıkıyor.
İslam ahlakının en önemli kavramlarından biri olan sabır, sadece beklemek değil; öfkeye hâkim olmak, nefsi kontrol etmek ve aklın rehberliğinde hareket etmektir.
Denizlerdeki kasırgaları düşünün…
Önce hafif bir rüzgâr eser. Sonra dalgalar büyür. Ardından fırtına kopar ve önüne gelen her şeyi yıkıp geçer.
Öfke de böyledir. Küçük bir kırgınlıkla başlar, büyür, gelişir ve sonunda gönül dünyasında büyük tahribatlar meydana getirir.
Fırtına dindikten sonra deniz sakinleşir. Ancak geride bıraktığı yıkım kolay kolay onarılamaz.
İnsan ilişkileri de böyledir. Bir anlık öfkenin yıktığını bazen yıllar boyunca tamir etmek mümkün olmaz.
Bu yüzden insan, gönlünde öfke, nefret ve kin barındıran duvarları yıkmalıdır. Kendisini ruhunun mahpusluğundan kurtarmalıdır.
Çünkü insanın en büyük düşmanlarından biri öfke, diğeri ise umutsuzluktur.
Öfke…
Nefret…
Kin…
Ve sonunda umutsuzluk…
Oysa hayat, gönülden gönüle kurulan köprülerle güzeldir. Bize düşen; kırgınlıkları çoğaltmak değil, sevgiyi büyütmektir.
Gönüllerimizi hapseden öfke duvarlarını sevgiyle yıkabilirsek hem kendimiz huzur bulur hem de çevremize huzur veririz.
Gelin, gönlümüzde kötü düşüncelere yer bırakmayalım. Ardımızda kırgınlık değil, hoş bir sada bırakalım.
Hoşça kalın.
Nezih Yıldırım