Leylek Festivali İlk ve Son Olmasın
Bu yıl Saraydüzü'nde gerçekleştirilen Leylek Festivali çok önemliydi.
Sinop Valiliği'nin himâyesinde; Saraydüzü Kaymakamlığı, belediye, üniversiteler, elektrik kuruluşu ve diğer kurumların katılımıyla yapılan organizasyon, yalnızca bir festival değildi.
Bence asıl değeri, farklı kurumların aynı mesele etrafında bir araya gelebilmesiydi. Çünkü Cuma Ovası'nın leylekleri bize güzel bir fırsat sunuyor.
Bir kuşu merkeze alarak bir ovanın bütün meselelerini konuşabiliriz.
Su meselesini konuşabiliriz.
Tarımı konuşabiliriz.
Kuraklığı konuşabiliriz.
Köylerin geleceğini konuşabiliriz.
Çocuklarımızın doğayla ilişkisini konuşabiliriz.
En önemlisi, “Biz bu ovayı nasıl yaşatacağız?” sorusunu birlikte sorabiliriz.
Leylek Festivali'nin gelecekteki en büyük başarısı, festivalin yalnızca yılda bir gün hatırlanan bir etkinlik olmaktan çıkıp yıl boyunca devam eden bir çevre, tarım ve kalkınma projesine dönüşmesi olacaktır.
Çünkü leyleklerin mevsimsel bir dönemi vardır.
Ama ovanın hayatı 365 gündür.
Cuma Ovası'nı yalnızca çeltik ekilen bir tarım alanı olarak görmek de doğru değil.
Burası bir yaşam alanı.
Bir ekolojik sistem.
Bir geçim kaynağı.
Bir hafıza.
Bir kültür.
Belki farkında olmadığımız ölçüde büyük bir gelecek imkânı.
Bugün dünyada suyun değeri her geçen gün artıyor.
Kuraklık artık uzak ülkelerin, başka coğrafyaların meselesi değil.
Bizim tarlamızda.
Bizim deremizde.
Bizim kuyumuzda.
Bizim ovamızda.
Dolayısıyla artık “Bu yıl su olmadı” deyip geçemeyiz.
Asıl soruyu sormalıyız:
Baraj olduğu halde bu sene ovada neden su yoktu ve gelecek yıllarda suyu nasıl yöneteceğiz?
Bu sorunun cevabı yalnızca bir kurumun işi değildir.
Çiftçinin de söyleyecek sözü vardır.
Mühendisin de.
Üniversitenin de.
Yerel yöneticinin de.
Devletin de.
Köylünün de.
Hatta leyleğin bile…
Cuma Ovası'nda olması gereken leyleğin Muratlı Köyü kırsalında görünmesi gerçekten şaşırtıcı bir durumdur. Çünkü leyleğin bu davranışı yani mekân değiştirmesi bize tabiatın verdiği küçük ama anlamlı bir rapordur.