Karne Notları ve Ailelere Düşen Sorumluluk

Karne Notları ve Ailelere Düşen Sorumluluk

Bir eğitim öğretim yılının daha ilk perdesi kapanıyor.

2025-2026 eğitim öğretim yılının birinci dönemi cuma günü sona ererken, okul öncesinden liseye kadar yaklaşık 18 milyon öğrenci karnelerini alarak yarıyıl tatiline giriyor.

Kimi öğrenciler için bu karne büyük bir gururun belgesi, kimi öğrenciler içinse buruk bir yüzleşme olacak.

Unutmamak gerekir ki karne, bir çocuğun tüm kişiliğini, değerini ve geleceğini özetleyen bir belge değildir; yalnızca bir dönemin akademik fotoğrafıdır.

Yarıyıl tatili 19 Ocak Pazartesi günü başlayacak ve 30 Ocak Cuma günü sona erecek.

Ardından 2 Şubat Pazartesi günü ikinci dönem başlayacak, mart ayında kısa bir ara tatil yapılacak ve eğitim öğretim yılı 26 Haziran’da tamamlanacak.

Takvim net, süreç belli…

Asıl mesele bu süreci çocuklar ve aileler adına nasıl anlamlandırdığımızdır.

Karne günü evlerde iki farklı duygu yaşanır: Sevinç ve hüzün.

Başarılı öğrencilerin aileleri doğal olarak mutludur. Çocuklarının emeğinin karşılığını alması, disiplinli çalışmanın sonuç vermesi elbette takdir edilmelidir.

Yalnız burada ince bir çizgi vardır. Başarıyı ödüllendirmek, çocuğu motive eder; fakat başarıyı abartmak, çocuğu sadece not odaklı bir hayata mahkûm edebilir. Karne, ödülün değil emeğin konuşulduğu bir vesile olmalıdır.

Diğer yanda ise karnesinde zayıf notlar olan çocuklar vardır. İşte asıl dikkat edilmesi gereken nokta burasıdır.

Hiç başarı ile başarısızlık bir olur mu? Elbette olmaz. Ama başarısızlık da dünyanın sonu değildir.

Çocuğu sadece notlarıyla yargılamak, onu etiketlemek, arkadaşlarıyla ya da kardeşleriyle kıyaslamak; özgüvenini zedeler, öğrenme isteğini köreltir.

Oysa bakılması gereken şey, çocuğun dönem boyunca gösterdiği gayret, çaba ve derse olan ilgisidir.

Çabalayan ama zorlanan bir çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey eleştiri değil, destek ve doğru rehberliktir.

Yarıyıl tatili, sadece dinlenme değil; aynı zamanda yeniden yapılanma dönemidir. Bu süreç, günümüzün en büyük tehlikesi olan “mavi ekran” bağımlılığına teslim edilmemelidir.

Tabletler, telefonlar, bilgisayarlar ve sosyal medya; ölçüsüz kullanıldığında tatili dinlenme değil, zihinsel yorgunluk dönemine çevirir.

Ailelerin bu konuda disiplinli ve kararlı olması artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Tatil döneminde anne babalara büyük görevler düşüyor.

Çocuklara “ders çalış” demekten önce, onlarla kaliteli zaman geçirmek gerekiyor.

Birlikte yapılan bir yürüyüş, edilen samimi bir sohbet, paylaşılan bir sofra bile çocuğun ruhuna dokunur.

Düzenli ders tekrarları elbette ihmal edilmemeli; fakat bunun kadar düzenli dinlenme molaları da planlanmalıdır.

Tatil, çocuğun hem zihnini hem ruhunu toparladığı bir zaman dilimi olmalıdır.

Ders kitaplarının dışında kitaplarla tanışmak, yarıyıl tatilinin en kıymetli kazanımlarından biridir.

Tarih, genel kültür, anı, roman ve hikâye kitapları çocukların dünyasını genişletir, hayal gücünü besler, kelime dağarcığını zenginleştirir.

Kitap okuyan çocuk, sadece derslerde değil, hayatta da bir adım öne geçer. Ailelerin bu konuda örnek olması ise en etkili teşviktir.

Kültürel ve sanatsal faaliyetler de tatilin vazgeçilmezleri arasında yer almalıdır.

Tiyatroya gitmek, seçilmiş ve yaşa uygun filmleri sinemada izlemek; çocuklara farklı bakış açıları kazandırır, empati yeteneklerini geliştirir.

Aynı şekilde anne babalarla, hısım ve akrabalarla yapılan ziyaretler; çocukların sosyal bağlarını güçlendirir, aidiyet duygularını pekiştirir.

Sonuç olarak karne, bir sonuç değil; bir başlangıçtır. Sevinç de hüzün de geçicidir. Kalıcı olan ise çocuğun kendine olan inancı, ailesinden gördüğü destek ve hayata dair kazandığı değerlerdir.

Yarıyıl tatilini sadece boş geçen günler olarak değil, çocuklarımızın ruhuna, zihnine ve karakterine yatırım yapılan kıymetli bir fırsat olarak görmek gerekir.

Çünkü iyi bir karne kadar, iyi bir insan yetiştirmek de önemlidir.