ERZURUM USULÜ ÇAY DEMLEME

ERZURUM USULÜ ÇAY DEMLEME
Erzurumlu Midhat Öksüm adında bir arkadaşım vardı. İş bağlantımız sebebiyle genellikle sabah saatlerinde buluşur, günün programını birlikte yapardık.
Çaya bakan arkadaşımız Cengiz, Midhat Bey geldiğinde hiç sormadan şekersiz çay getirirdi.
Ben de fırsatı kaçırmaz, Midhat Bey’e takılmadan duramazdım:
— Erzurumlular çay değil,çaylı şerbet içer. Sen nasıl şekersiz çay içiyorsun?Şeklinde…
Çünkü eski Devlet Bakanlarından Erzurumlu Turan Bilgin Bey’i yakinen tanırdım; ve çayı üç şekerle karıştırır öyle içerdi.
Midhat Bey’e de sık sık:
— Bak, gerçek Erzurumlu odur. Hem çayı üç şekerli içiyor hem de tam Erzurumluya benziyor, derdim.
İşin şakası bir yana, Midhat Bey sarışındı. Oysa bizim zihnimizde Erzurumlu denince pala bıyıklı, esmer, sert bakışlı yiğitler canlanırdı gözümüzde.
Ben de bu hayale dayanarak takılırdım:
— Sıman da çay içişin de Erzurumluya pek benzemiyor. İki Erzurumlu görüyoruz; biri çayı üç şekerli içiyor, diğeri şekersiz… Biz hangisini Erzurumlu sayacağız? derdim.
Bir sabah Mithat Bey erkenden odama geldi. Cengiz her zamanki gibi hiç sormadan şekersiz çayı getirdi.
Midhat Bey önce bardağa şöyle bir baktı. Sonra çaydan bir yudum aldı. Daha ilk yudumda yüzünü hafif ekşiterek:
— Cengiz vallahi siz çay demlemeyi bilmiyorsunuz, dedi.
Ardından koltuğa yaslandı ve büyük bir ciddiyetle devam etti:
— Sana Erzurum usulü çay demlemeyi öğreteyim mi?
Cengiz de merakla dinlemeye başladı.
Mithat Bey anlatıyordu:
— Önce su güzelce kaynayacak. Sonra kaynayan su demliğe alınacak. Ama hemen çay atılmayacak; su demlikte iki dakika dinlenecek. Ondan sonra bir öbek çay, demliğin ağzından suyun üzerine bırakılacak.
Çay kendi hâlinde kabaracak, demini salacak. On beş yirmi dakika sonra yavaş yavaş dibe çökecek. Ama dikkat et; kaşık vurulmayacak ve dem karıştırılmayacak.
Çay kendi kendine oturacak. İşte o zaman gerçek çay ortaya çıkar.
Bizim Erzurum’da çay böyle demlenir.
Mithat Bey’i dikkatle dinleyen Cengiz hafif gülümsedi:
— Müdürüm, siz bunu bana daha önce de anlattınız. Ben de dediğiniz gibi demledim. Hatta babadan gördüğüm usulü bırakıp sizin tarife göre yaptım. Ama bizim büyükler(yöneticileri kastediyor) o çayı pek beğenmedi.
Mithat Bey bir an durdu, sonra Cengiz’in yüzüne bakarak:
— O zaman bizim büyükler çaydan anlamıyor demek ki, dedi.
Hepimiz güldük. Ardından da şu cümleyi ekledi:
— Sen çayı nasıl istiyorlarsa öyle demle. Biz de evimizde bildiğimiz gibi içelim.
Ben de söze karışıp:
— Zaten on on beş dakikada pişen çaydan pek hayır gelmez, diyerek Cengiz’e destek verdim.
Aradan yıllar geçti ama o sabah konuşulanlar hâlâ aklımdadır. Çünkü mesele sadece çay değildi. Her insanın, her şehrin, her kültürün kendine ait bir usulü vardı. Kimi hızlı sever, kimi ağırdan alır. Kimi koyu içer, kimi açık.
Ama galiba hayatın tadı biraz da burada gizli: Ama İnsanların farklılıklarına rağmen aynı çay masasında oturabilmesinde…gibi.
Afiyetler olsun.
Nezih Yıldırım