DÜŞÜNCENİN ARKA PLANI

DÜŞÜNCENİN ARKA PLANI
Başbakanlığı döneminde emrinde çalışma şerefi bulduğum Prof.Dr. Necmettin ERBAKAN: “kalkınacağız ama mevzuatımız müsait değil” derdi.
Bende,sözün esprisini eleştirel bir düşünceyle ve belkide işleyişi anlamadan, kendi kendime : “şikâyet etme değiştir” derdim içimden.
Ülke şartlarına baktığımızda, bugün merhum başbakanımızın sözünün altındaki espriyi daha iyi anlıyoruz.
Terör saldırıları ve içimizi yakan (o tarihte) şehit cenazeleri Türkiye’de büyük bir düşünce çarpıklığı ve hukuk karmaşası yaşatıyordu.
Hiçbir terör örgütü dış destek olmadan, elemana ve maddi kaynağa ulaşamaz ve ayakta kalamaz.
Türkiye’deki terörü destekleyen dost görünümlü yabancı düşmanlar var. Ama her olumsuzluğu dışa bağlamakta doğru değil.
Bu perspektiften baktığımızda öyle garip olaylar görüyoruz ki, Türkiye Parlamentosunda vekil sıfatıyla devlet imkânlarından en yüksek seviyede yararlanan bir adam, ortaya siyasi irade koymaya gelince, hükümlü bulunan bir terör örgütü liderini işaret ediyor.
Devletin teröristle anlaşmasını istiyor.
Bu da yetmiyor idam hükmü giymiş, terörist cezaevinden demeçler veriyor ve bir bakıma devlete meydan okuyor.
Gösterilen cüreti ve çirkin sesi kesmenin yolu da bulunmuyor.
Nedenini bilemiyorum!..Siyasi erke gelince herkes topu hükümete atıyor kimse elini taşın altına koymuyor ve çözüm için öneride bulunmuyor.
Ayrıca terörü desteklediği söylenen partiye her siyasetçi mesafeli duruyor ama ayni partiye devletin kasasından trilyonlar veriliyor.
Türkiye kaynıyor, Amerika’da eğitim gören pilotlarımızın eğitim faaliyeti durdurulduğu söyleniyor ama siyasi liderler hala İstanbul seçimlerine takılmış görünüyor.
Bize yaşça yakın olanlar bilir bu olaylar 12 Eylül öncesini hatırlatıyor.
O tarihlerde Demirel’le Ecevit’in el sıkışması önemsenen haber oluyordu.
Hâlbuki şahısların biri Başbakan diğeride Ana muhalefet Partisi lideriydi.
Başbakanla Muhalefet liderinin görüşüp konuşması kadar doğal ne olabilirdi. Ama işe böyle bakılmıyor bir gerilim politikası takip ediliyordu.
Şimdiki durumda, o günlerden farklı görünmüyor. İktidar, belkide iktidar gücüyle muhalefete pas vermiyor. Muhalefet sorumluluk duygusu hissetmediğinden veya sorumlu olarak kendilerini görmediğinden hükümete çözüm önermiyor. Böylece takip edilen gerilim politikalarından da ülkemiz fayda görmüyor.
Bilmemiz gereken bir şey var ki, Türkiye ne zaman ayakları üzerine doğrulsa o zaman farklı oyunlarla karşı karşıya geliyor.
Çünkü Bölgede güçlü bir Türkiye birilerinin uykusunu kaçırıyor. Osmanlıyı yıkan zihniyet Türkiye’yi zayıflatmak ve bölmek istiyor.
İsteğini ulaşmak için de, terör örgütleri dâhil devlet aleyhine çalışan herkesle işbirliği yapabiliyor. Ve bu düşüncesinin arka planındaki sinsiliği de gizleme gayreti içinde bulunuyor. Bu sinsi “düşüncenin” adamları Türkiye’nin demokratikleşmemesi için ellerinden geleni yapmakta nemalandıkları kargaşa ortamını da pek sevmekteler.
Ayrıca, devlet adamı olarak güvendiğimiz “adamlar” da zamanla hatalı konuşmalar yapabiliyor.
Mesela Süleyman Demirel 1980 darbesinden sonra gittiği Diyarbakır’da, belkide yeniden Başbakan olabilmek için “Türkiye nin en büyük sorunu terördür” demesi gerekirken Kürt realitesini tanıyorum”demişti.
Birkaç yıl sonra, 28 Şubat dayatmacılarının sunduğu iktidarını devam ettirebilmek için, Mesut Yılmaz’da “Avrupa Birliğinin yolu Diyarbakır’dan geçer” dedi. Hâlbuki “topraklarımızın hepsi aynıdır” demeliydiler.
Bunların ardından Büyük umutlarla iktidar ettiğimiz Başbakan geçmişte aynı hataya düşerek “Kürt sorunu vardır” demişti.
Bugünde Cumhurbaşkanı sıfatı ile “Türkiye’de Kürdistan diye bir yer varmı” şeklinde farklı bir çıkış yaptı.
Aslında bunların hepsi, söylenmemesi gereken talihsiz sözlerdir.
Çünkü bu kavramlar söylenip geçilecek basit kavramlar değildir.Sorumsuzca söyledim geçtim diyemezsiniz.
Bu lafı söyleyenler Nezih Yıldırım veya sıradan vatandaş değildir.
Yönetenler, dost olmayanların düşüncelerindeki “arka planı” iyi kavramalı, herkes, bilhassa devlet adamları ve aydınlar yada toplum üzerinde etkili olan öne çıkmış insanlar, her söz ve hareketlerinde daha sorumlu daha dikkatli olmalıdır.
Yoksa Erbakan hocamızın deyimi ile “kalkınmaya uygun olmayan mevzuatımız” daha da karmaşık hale gelebilir.
Dikkat edilmeli ve dost olunmalı.
Kötülüklerden bu millete fayda gelmez.Bunu iyi kavramalıyız.
Hoşça kalın.