Çocuk Yetiştirmek

Çocuk Yetiştirmek

Günümüz dünyasında çocuk yetiştirmek, belki de bir çiçek yetiştirmekten daha meşakkatli…

Bir çiçeği toprağa dikersiniz. Suyunu zamanında verir, güneşini ayarlarsınız, kuruyan yapraklarını temizlersiniz. Fazla su verirseniz kökleri çürür, susuz bırakırsanız solar. Biraz ilgi, biraz sabır ve mevsiminde gösterilen özenle büyür.

Ama çocuk öyle mi?

Çocuk yalnızca karnını doyurarak, üstünü giydirerek, okuluna göndererek yetişmez.

Çocuk; gördüğüyle, duyduğuyla, hissettiğiyle, ailesinin davranışlarıyla, evin havasıyla, anne babasının birbirine hitabıyla büyür.

Bugün bir çocuğun karşısında yalnızca anne babası yok. Televizyon, telefon, tablet, internet ve sosyal medya var. Hiç tanımadığı insanların hayatları, düşünceleri ve alışkanlıkları birkaç saniye içinde çocuğun odasına girebiliyor. Çocuğun zihni, bizim farkında olmadığımız yüzlerce mesajla her gün yeniden şekilleniyor.

İşte tam da bu yüzden çocuk yetiştirmek, günümüzde her zamankinden daha fazla dikkat, sabır, sevgi ve bilinç istiyor.

Çocuğa ilgi göstermek, onun her istediğini yapmak değildir.
Her isteğini yerine getirmek sevgi değildir.

Bazen “hayır” diyebilmek de sevgidir.

Bazen çocuğun istediğini değil, ihtiyacı olanı vermektir gerçek ebeveynlik.

Çocuk, hayatın bütün sınırlarını kendi belirleyerek büyüyemez. Onun elinden tutacak, doğruyla yanlışı ayırt etmesine yardım edecek, gerektiğinde önüne bir sınır koyacak; ama bunu yaparken gönlünü kırmayacak bir rehbere ihtiyacı vardır.

Çocuğun ilk mektebi evdir. Çocuklarımızın ilk öğretmeni anne ve babalarıdır.

Onlara ne söylediğimiz kadar, nasıl yaşadığımız da önemlidir.

“Yalan söyleme” deyip yanında yalan söylüyorsak sözümüz havada kalır.

“Kitap oku” deyip elimizden telefonu düşürmüyorsak, çocuğumuz nasihatten çok davranışımızı örnek alır.

“Namazını kıl” deyip namaz vaktinde hayatımıza devam ediyorsak, söz ile davranış arasındaki çelişki büyür.

Çocuk, anne babasının anlattığı hayattan çok, yaşadığı hayata bakar.

Bu nedenle çocuk terbiyesi, aslında biraz da kendimizi terbiye etme meselesidir.

Erken yatmak, erken kalkmak…
Çocuk terbiyesinde küçük görünen bazı alışkanlıkların aslında büyük sonuçları vardır.

Çocuklarımızı gecenin ilerleyen saatlerine kadar ekran başında tutmak, ertesi sabah ise güçlükle kaldırmaya çalışmak zamanla bir alışkanlığa dönüşür. Oysa bedenlerinin olduğu kadar ruhlarının da dinlenmeye ihtiyacı vardır.

Sabahın erken saatlerinde uyanan bir çocuğun günü farklı başlar.

Pencereden süzülen ışıklarla güne başlamak, yatağını toplamak, yüzünü yıkamak, ailesiyle kahvaltı etmek… Bunların her biri karakterin sessizce inşa edildiği anlardır.

Karakter, büyük sözlerle bir günde oluşmaz; küçük alışkanlıkların yıllar içinde birikmesiyle oluşur.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (S.A.V.) yaşantısı, yani sünneti, hayatı güzelleştirmektir.

Çocuğa din anlatılırken sevgi unutulmamalıdır. Din eğitiminin merkezinde korkudan önce sevgi olmalıdır.

Çocuk, Allah’ı yalnızca ceza veren bir makam gibi değil; rahmetini, merhametini ve nimetlerini de tanımalıdır.

Namazı öğretirken namazı sevdirmek…

Dua etmeyi öğretirken duanın gönle verdiği huzuru hissettirmek…

Kur’an’ı öğretirken onun hayatımıza nasıl ışık tuttuğunu anlatmak…

Sünneti öğretirken bunun günlük hayatımızı nasıl güzelleştirdiğini göstermek…

Çocuklukta sevgiyle tanınan değerler, çoğu zaman ömür boyu insanın peşinden gelir.

Her istediğini almak, her talebine “evet” demek, hata yaptığında hemen problemi çözmek… Bunlar çocuğu hayattan korumak gibi görünse de aslında onu hayata hazırlıksız bırakır.

Çünkü hayat her zaman “evet” demeyecektir.

Bazen beklemek, bazen sabretmek, bazen kaybetmek, bazen yeniden başlamak gerekecektir.

Çocuğumuza yalnızca sahip olmayı değil, sabretmeyi; istemeyi değil, şükretmeyi; kazanmayı değil, kaybetmeyi; konuşmayı değil, dinlemeyi; hakkını aramayı değil, başkasının hakkına saygı göstermeyi öğretmeliyiz.

Özetle; Çocuklarımızı yalnızca sınavlara değil, hayata hazırlayalım.

Yalnızca diploma sahibi değil, ahlâk sahibi olmalarını isteyelim.

Yalnızca başarılı değil, vicdanlı olmalarını arzulayalım.

Onlara anlattığımız hayatı önce biz yaşayalım. Çünkü çocuk, çoğu zaman bizim söylediklerimizi değil, yaşadıklarımızı miras alır.

Bir çocuğun kalbine bırakılan güzel bir söz, güzel bir davranış, güzel bir dua; yıllar sonra koca bir ağaca dönüşebilir.

Çocuk yalnızca büyütülmez.
Çocuk, gönülden gönüle işlenir.