CENAZE MERASİMİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

CENAZE MERASİMİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Bugün (08.05.2018) Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın yol arkadaşı, Refah-Yol dönemi Bayındırlık ve İskân Bakanı merhum Cevat Ayhan’ı Ankara Hacı Bayram-ı Veli Camii’nden, ikindi namazını müteakip ebedî istirahatgâhına uğurladık.
Mekânı cennet olsun.

Bendeniz de cenaze merasiminde hazır bulundum. Eski-yeni birçok milletvekili, bakan, bürokrat ve siyasetçinin orada bulunduğunu gördüm. Fakat cenaze merasiminde dikkatimi çeken yalnızca kalabalık değildi. İnsanların tavırları, yüz ifadeleri, konuşmaları ve özellikle makamlarını kaybettikten sonraki halleri beni derin düşüncelere sevk etti.

Geçmişte makam sahibi oldukları dönemlerde bizleri gördüklerinde, ancak dudak ucuyla selam veren bazı insanların; bugün çok daha samimi, çok daha mütevazı davrandıklarını müşahede ettim.

Makamlarda iken kasılan, çevresine mesafe koyan, adeta erişilmez bir görüntü veren bazı insanların; makamları sona erince, elinden oyuncağı alınmış bir çocuk edasıyla tevazuya büründüklerini görmek beni hem üzdü hem düşündürdü.

İnsanoğlu gerçekten çok garip…

Yanlış anlaşılmasın; belki bizim de hatalarımız olmuştur. Ancak bizler bulunduğumuz her görevde, bir gün o makamdan ayrılacağımızı hiç aklımızdan çıkarmamaya gayret ettik.

Bir bilim adamının şu sözü bana yıllarca ilham kaynağı olmuştur:
“Yukarıya çıkan adam, merdivenleri tırmanırken sağına ve soluna iyi baksın; çünkü inerken yine onları görecektir.”
Gerçekten de hayat bunu defalarca ispat etti.
Geçmişte bıyığını balta kesmeyen nice insanın, bugün yelkenlerinin suya düştüğünü gördük.
Merhum Cevat Ayhan ise siyasetin bile kirletemediği, samimiyetini muhafaza eden, birçok insanın elinden tutmuş kıymetli bir büyüğümüzdü.

Refah-Yol Hükümeti kurulurken Erbakan Hocamız, Cevat Bey’i Çevre Bakanı; bugün Saadet Partisi Genel Başkanı olan Sayın Temel Karamollaoğlu’nu da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı yapmayı düşünüyordu.

Koalisyon ortağı Sayın Tansu Çiller ise Turan Tayan’ın Millî Eğitim Bakanı olmasını istiyordu.
Ancak Refah Partisi kanadı buna sıcak bakmadı. DYP kanadı da “Sivas olaylarını” gerekçe göstererek Temel Karamollaoğlu’nun bakanlığına itiraz etti. Sanıyorum bu hususlar kamuoyunda fazla bilinmedi, yazılmadı da.
Neticede yapılan değişikliklerle Cevat Ayhan Bayındırlık Bakanlığı’na kaydırıldı. Çevre Bakanlığı’na Ziyaeddin Tokar getirildi, Turan Tayan ise Millî Savunma Bakanı oldu.
Böyle bir hatıradan sonra başka bir anımı daha paylaşmak isterim.
Refah-Yol Hükümeti dönemiydi. Sanıyorum kısmi mahallî seçimler yapılmıştı. Rahmetli Erbakan Hocamız, Başbakanlık Resmî Konutu’nda ekonomik istişare toplantısı yapıyordu. Salonda merhum Cevat Ayhan’ı görünce:

“Cevat, Cevat!..” diye seslendi.
Cevat Bey:
“Buyurun Sayın Başbakanım…” deyince, Hocamız:
“Hendek’te seçimi niçin kaybettik?” diye sordu.
Cevat Bey:
“Hocam, adayımız yabancıydı, tanıtamadık…” gibi bazı gerekçeler ifade etti.
Rahmetli Erbakan Hocamız ise:
“Peki, niçin bunu baştan düşünmediniz?” buyurunca, Cevat Bey:
“Hocam, hata ettik, haklısınız…” dedi.
Mesele orada kapandı. Ne kırgınlık oldu ne de bahane üretildi.
Daha sonra Cevat Bey toplantıya iştirak etti ve çalışma gece saat 02.30’a kadar devam etti.
O ekip gerçekten çalışıyordu. Refah-Yol dönemindeki ekonomik rahatlamanın altında da işte bu samimi gayretler, uzun istişareler ve fedakâr çalışmalar yatıyordu.
Bugün o güzel kadrodan bir dava adamını daha Hakk’a uğurladık.
Orada bulunan insanların çoğu birbirine hüzün taşıyan tebessümlerle bakıyor, samimiyetle sarılıyorlardı. Fakat içimden şu düşünce de geçmedi değil:
“Keşke görev başında olduğunuz dönemlerde de bu samimiyeti gösterebilseydiniz…”
İnanıyorum ki o zaman bugün gönüllerdeki yeriniz çok daha farklı olurdu.
Cenaze merasiminde Sinop Milletvekilimiz Sayın Nazım Maviş de bulunuyordu. Selamlaştık ancak uzun uzun konuşma imkânımız olmadı.
Ayrıca Ankara Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Melih Gökçek’le de fotoğraf çektirdim. Çünkü ben, haksızlığa uğrayan insanların yanında olmayı prensip edinmişimdir.
Kaldı ki belediye başkan adayları belirlenirken, Melih Gökçek’in beşinci kez aday yapılmasını doğru bulmamış, gücüm yettiğince de bunu partili yetkililere ifade etmeye çalışmıştım. Ancak aday gösterildi. Biz de kerhen de olsa oy verdik ve seçildi. Madem seçildi, görev süresini tamamlaması gerektiğini düşündüm.
Bu sebeple kendisinin haksızlığa uğradığı kanaatini taşıyorum.
Orada geçmiş dönemin DYP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Nevzat Ercan’la da görüştük. Kendisine bugüne kadar hiç oy vermemiş olmama rağmen, samimiyetinde yıllardır hiçbir değişiklik görmedim. Dün ne ise bugün de aynı çizgideydi.
“28 Şubat Darbesi ve Darbelerin Yakın Tarih Aynası” isimli kitabımı bulamadığını söyledi.
Ben de hem kendisine hem Gazeteci-Yazar Serdar Arseven’e kitabımı ulaştıracağım sözünü verdim.
Netice itibarıyla bugün, efsanevi bir ağabeyimizi daha ebediyete uğurladık.
Fakat bu cenaze merasimi bana bir hakikati daha yeniden hatırlattı:
Makamlar gelip geçicidir. İnsan ise makamdayken değil, makamı kaybettiği zaman gerçek karakterini daha açık gösterir.
Bugün orada bulunan eski milletvekili, bakan ve bürokratların birçoğunu; görevde oldukları dönemlerden daha samimi gördüm.
Ve içimden şu cümle geçti:
“Keşke bu samimiyeti zamanında da görebilseydik…”
Bunu saklamanın bir faydası yok.
“CENAZE MERASİMİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ” işte bende böyle duygular uyandırdı.
Selam ve dua ile.
Nezih Yıldırım