Boyabat’ta Sinemanın Altın Yılları

Boyabat’ta Sinemanın Altın Yılları

Boyabat’ın ana caddesinde yankılanan o sesi hatırlayanlarınız mutlaka vardır. Yıl, 1970’lerin sonu…

Sıcak bir yaz günü. Vakit ikindi ile akşam arası. Sokak lambalarının altında ağır ağır ilerleyen eski model bir otomobil, üzerine monte edilmiş kocaman hoparlörleriyle âdeta bütün kasabayı ayağa kaldırıyordu.

“Ferdi Tayfur ve Necla Nazır’ın başrollerini paylaştığı Çeşme filmi bu akşam saat tam sekizde Öz Sineması’nda… Sakın kaçırmayın! Arabesk şarkılar sizi bekliyor!”

O ses duyuldu mu, kasabadaki herkesin kalbinde aynı heyecan kabarırdı.

Evlerin pencereleri açılır, kadınlar perdeyi aralayıp bakar, çocuklar çıplak ayakla sokağa fırlar, kahvedeki erkekler birbirine göz süzerdi.

İşte o an, sinema akşamının ilk adımı atılmış olurdu.

O yıllarda televizyon henüz tek kanallıydı, evlerde eğlence sınırlıydı. İnsanları topluca bir araya getiren en büyük vesile sinemaydı. Ama sinema, bugünkü gibi reklam panolarıyla değil, hoparlörlü arabaların davetiyle duyurulurdu.

Arabanın hoparlöründen yükselen sadece bir anons değildi; aynı zamanda bir şarkı, bir umut, bir davet…

Kasabalıların kulaklarına çalınan Ferdi Tayfur’un hüzünlü ezgisi ya da Orhan Gencebay’ın içli sesi, insanları filmin büyüsüne daha başlamadan teslim ederdi.

Film seçildi mi, evde telaş başlardı. Beyler ütülü gömleklerini giyer, hanımlar saçlarını özenle tarar, çocuklara “aman ha kirletmeyin” diye tembihlenen elbiseler giydirilirdi. Bazen komşular birleşir, “hadi beraber gidelim” denir, kalabalık bir kafile halinde sinemanın yoluna düşülürdü.

Sinemanın önü ise ayrı bir âlemdi…

Gişe önünde uzayan kuyruk, ayaküstü yapılan film muhabbetleri, çekirdek, mısır ve gazoz kokusunun karıştığı kalabalık…

Salonun içine girildiğinde ise sıralı kahverengi ahşap koltuklar, makine dairesinden gelen film şeridi sesi, sigara dumanıyla karışan heyecan (sigara sağlığa zararlıdır)… Hepsi bir bütün, hepsi bir hayat parçasıydı.

Bugün ne sokak aralarında hoparlörlü arabalar var, ne de o davudi sesin coşturduğu kalabalıklar. Sinema hâlâ var, ama artık cep telefonlarımızdan düşen bildirimlerle hatırlıyoruz vizyon filmlerini. Oysa bir zamanlar sinema, bir mahallenin ortak hafızasıydı.

Ne zaman eski defterleri karıştırsam, kulaklarımda yine o ses yankılanıyor:

“Çeşme filmi bu akşam Öz Sineması’nda… Sakın kaçırmayın!”

Bir çağın masumiyetini, arkadaşlık ve komşuluk sıcaklığını, sinemaya gitmenin ailecek yapılan büyük bir şölen gibi yaşandığı o günleri özlemle hatırlıyorum.