Boyabat Çemberi

Boyabat Çemberi

Hayatta bazı sesler vardır; kaybolduklarını ancak uzun bir sessizlikten sonra fark ederiz.

Boyabat köylerinde bir zamanlar hemen hemen her evden yükselen dokuma tezgâhlarının ritmik sesi de onlardan biriydi.

Ahşabın ahşaba vuruşu, mekiklerin gidip gelişi, ipliğin sabırla desen oluşu…

O sesler yalnızca bir kumaş dokumazdı; bir hayatı, bir terbiyeyi, bir aile geleneğini ve bir şehrin hafızasını dokurdu.

Bugün o sesler büyük ölçüde sustu.

Bir zamanlar Boyabat’ta ve komşu Durağan ve Saraydüzü ilçelerinde çember dokumacılığı nesilden nesile aktarılan bir mirastı.

Köy evlerinin başköşesinde kurulu duran bu tezgâhlar, âdeta evin ikinci ocağıydı.

Evin hanımı, genç gelin, evlenme çağına yaklaşmış kızlar o tezgâha oturur; yalnızca çember değil, sabır, dikkat, estetik ve maharet işlerlerdi.

Bir genç kızın el becerisi, dokuduğu çemberin düzgünlüğünde görülürdü. İnceliği, renk uyumu, desen anlayışı onun sessizce yazdığı hayat hikâyesiydi.

Şimdi dönüp bakıyoruz.

Tezgâhlar sökülmüş.

İpler dağılmış.

Mekikler kaybolmuş.

En acısı ise, o geleneği sürdürecek genç kızlar da köylerden eksilmiş.

İnsan hüzünle soruyor:

Tezgâhlar mı sustu, yoksa hayat mı değişti?

Evet, Boyabat Çemberi’nin coğrafi işaret tescili var. Bu önemlidir.

Bir kültür unsurunun resmî olarak korunması elbette değerlidir. Fakat asıl soru şudur:

Bugüne kadar kaç çember dokundu? Kaçı satıldı? Kaç genç kadın bu meslekten gelir elde etti? Kaç turist Boyabat’a yalnızca çember görmek için geldi?

İşte cevaplanması gereken soru budur.

Patent, tek başına kültürü yaşatmaz.

Belge, tek başına tezgâh kurmaz.

Tescil, tek başına usta yetiştirmez.

Kültür ancak üretildiği sürece yaşar.

Bugün Anadolu’nun birçok şehri, unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarını yeniden ayağa kaldırarak turizmde önemli başarılar elde ediyor.

Bir yerde halı ve kilim dokumacılığı, başka bir yerde ipek, başka bir yerde seramik ya da ahşap oymacılığı…

Çünkü dünya artık seri üretimin birbirine benzettiği ürünlerden çok, hikâyesi olan el emeğini arıyor.

Boyabat Çemberi tam da böyle bir değerdir.

O, yalnızca başa örtülen bir kumaş değildir.

O, Boyabat’ın desen dilidir.

O, kadın emeğinin zarafetidir.

O, köy odalarının sessiz tarihidir.

Ne yazık ki biz çoğu zaman kültürel mirasımızı, onu kaybetmeye başladıktan sonra fark ediyoruz.

Eski bir sandık açıldığında içinden çıkan çembere hayran hayran kalıyoruz; ama o çemberi dokuyan elleri yaşatacak bir sistem kuramıyoruz.

Oysa Boyabat Çemberi, kadın istihdamı ile turizmi buluşturabilecek nadir değerlerden biridir.

Düşünün…

İlçede yaşayan kadınlar için dokuma atölyeleri kurulsa…

Eski tezgâhlar yeniden üretilse…

Usta kadınlar genç kızlara eğitim verse…

Liselerde ve halk eğitim merkezlerinde çember dokumacılığı kursları açılsa…

Turistler yalnızca ürün satın almakla kalmasa, dokuma deneyimi yaşasa…

Boyabat Çemberi modern tasarımlarla eşarp, fular, masa örtüsü, dekoratif tekstil ürünü olarak dünyaya sunulsa…

O zaman coğrafi işaret, gerçekten yaşayan bir değere dönüşür.

Burada en büyük sorumluluk yerel kurumlara olduğu kadar topluma da düşüyor.

Çünkü bir kültür mirası yalnızca müzelerde sergilenmek için değildir; günlük hayatın içinde nefes almak içindir.

Eskiden genç kızlar tezgâhta maharetlerini gösterirdi.

Bugün belki aynı tezgâhta girişimciliklerini gösterebilirler.

Eskiden çeyiz hazırlanırdı.

Bugün marka hazırlanabilir.

Eskiden aile ekonomisine katkı sağlanırdı.

Günümüzde yerel kalkınmanın lokomotifi olunabilir.

Turizm dediğimiz şey, sadece tarihi eser gezdirmek değildir.

İnsanlar artık yaşayan kültürü görmek istiyor.

Bir dokuma tezgâhının başına oturmuş yaşlı bir ustanın elinden çıkan çember, en büyük reklam kampanyasından daha etkileyici olabilir. Çünkü el emeğinin dili evrenseldir.

Boyabat’ın en büyük zenginliği, belki de hâlâ yaşayan ustalarının hafızasındadır.

Onlar gidince yalnızca insanlar gitmeyecek; desenler gidecek, motiflerin anlamı gidecek, renklerin dili gidecek.

Bir şehrin gerçek kaybı, nüfusunun azalması değil; hafızasının eksilmesidir.

Bugün köylerde tezgâh kalmamış olabilir. Ama yeniden kurulabilir.

Bugün çember dokuyan genç kız azalmış olabilir. Ama yeniden yetişebilir.

Yeter ki biz kültürü nostalji olarak değil, gelecek olarak görelim.

Boyabat Çemberi’nin patenti vardır.

Şimdi Boyabat’ın önünde daha önemli bir görev duruyor:

O patenti, yeniden çalışan tezgâhlara dönüştürmek.

Çünkü tezgâhların sustuğu yerde yalnızca dokuma bitmez; bir şehrin hikâyesi de yarım kalır.


NOT: Boyabat Çemberi, Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) tarafından 3 Şubat 2010 tarihinde 126 tescil numarasıyla coğrafi işaret (menşe adı) olarak tescillenmiştir.
Başvurusu Boyabat Belediye Başkanlığı tarafından yapılmıştır.