BİR DÖRTLÜK, BİR HAYAT Dörtlüklerin Işığında Hayatın İzleri

BİR DÖRTLÜK, BİR HAYAT
Dörtlüklerin Işığında Hayatın İzleri

İKİNCİ BÖLÜM
XI
Türkçemiz
Arı duru Türkçemiz,
Oğuzlardan lehçemiz.
Güzel sözler seçeriz,
Biz bizimle olunca.
Nezih Yıldırım
5.3.2000
“Dil, milletin hafızasıdır. Türkçe ise asırların süzgecinden geçerek bize ulaşan en büyük kültür emanetidir.
Bu emaneti korumak, yalnız kelimeleri değil; tarihimizi, kimliğimizi ve geleceğimizi de korumaktır.”
TÜRKÇEMİZ ÜZERİNE
Bir milleti millet yapan değerlerin başında dili gelir. Çünkü dil, yalnızca insanların anlaşmasını sağlayan bir vasıta değildir; aynı zamanda bir milletin hafızası, kültürü, inancı, düşünce dünyası ve medeniyet birikimidir. Bir millet geçmişini diliyle hatırlar, geleceğini diliyle inşa eder.
Türkçe, dünyanın en köklü ve en zengin dilleri arasında yer almaktadır.
Yüzyıllar boyunca geniş coğrafyalara yayılmış, nice devletlerin ve nice medeniyetlerin dili olmuş; şiire, ilme, sanata hayat vermiştir. Bugün de milyonlarca insanın ortak sesi olmuştur Türkçe.
Elbette bütün diller, tarih boyunca birbirlerinden kelimeler almış ve birbirlerine kelimeler vermiştir. Bu, hayatın tabiî akışıdır.
Ancak mesele kelime almak değil; alınan kelimelerin dili gölgede bırakacak ölçüye ulaşmamasıdır. Dil, yeni kelimeler kazanırken kendi sesini, ahengini ve karakterini kaybetmemelidir.
Cumhuriyetimizin ilk yıllarında dili sadeleştirme amacıyla önemli çalışmalar yapılmıştır. Ancak zaman içinde aşırı tasfiyenin dili fakirleştirdiği görülmüş, asırlardır kullanılan birçok kelimenin bir anda hayatın dışına itilmesinin kültürel kopukluklara yol açtığı anlaşılmıştır.
Çünkü bir dil, sadece kelime hazinesi değil; aynı zamanda tarihî hafızadır.
Bugün farklı bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Özellikle bazı ‘aydın’ çevrelerinde yabancı kelime kullanmak, sanki bilgi ve kültür göstergesi gibi algılanmaktadır.
Televizyon programlarında, konferanslarda ve günlük konuşmalarda Türkçede karşılığı bulunan birçok kavram yerine yabancı ifadeler tercih edilmektedir.
Oysa düşüncenin büyüklüğü, kullanılan yabancı kelimelerle değil; anlatımın açıklığı ve derinliğiyle ölçülür. Anlaşılır konuşmak, basit olmak değil; dili ustalıkla kullanabilmektir.
Bir başka yanılgı da, yüzyıllardır dilimize yerleşmiş Arapça ve Farsça kökenli kelimeleri bütünüyle yabancı saymaktır. Oysa bu kelimelerin önemli bir kısmı artık Türkçeleşmiş, şiirimizin, musikimizin ve günlük hayatımızın ayrılmaz parçaları hâline gelmiştir. Asırlar boyunca milletimizin benimsediği bu kelimeleri bir kalemde silmeye çalışmak, kültürel sürekliliği de zedelemektedir.
Dil konusunda beni en çok düşündüren husus ise nesiller arasındaki kopuştur. Bugün gençlerimiz, dedelerinin yazdığı mektupları, yakın geçmişte kaleme alınmış eserleri hatta Cumhuriyetimizin ilk dönemindeki metinleri bile anlamakta zorlanmaktadır. Oysa dil, kuşakları birbirine bağlayan en sağlam köprüdür.
Türkiye Yazarlar Birliğinde dinlediğim bir hatıra, bu konudaki düşüncelerimi daha da pekiştirmiştir.
Türk dili konuşan ülkelerin katıldığı bir toplantıda, Türkiye’den bir profesör Azerbaycanlı bir bilim insanına, “Biz iki devlet bir milletiz; ancak dillerimiz giderek uzaklaşıyor. Siz de biraz bize yaklaşsanız.” der.

Azerbaycanlı bilim insanının cevabı ise son derece ibretlidir:
“Biz size yaklaşmaya çalışıyoruz. Siz de yerinizde durun ki ortada buluşabilelim. Siz ise her geçen gün başka dillere doğru gidiyor ve bizden uzaklaşıyorsunuz.”der.
Bu cevap, yalnız o salonda bulunanlara değil; hepimize söylenmiş güçlü bir ikazdır.
Bugün sokaklarımızdaki yabancı tabelalar, günlük konuşmalarımızdaki gereksiz yabancı kelimeler ve özensiz dil kullanımı üzerinde yeniden düşünmek zorundayız. Çünkü dil bozulduğunda yalnız kelimeler değişmez; düşünce biçimimiz, kültürümüz ve ortak hafızamız da yara alır.
Türkçemizi sevmek, başka dillere düşman olmak değildir. Bilakis kendi diline güvenen insan, başka dilleri de daha sağlıklı öğrenir ve değerlendirir. Fakat hiçbir dil, ana dilinin yerine geçirilmemelidir.
Bizim en büyük zenginliğimiz, asırların bize emanet ettiği Türkçemizdir. Onu korumak, geliştirmek ve gelecek nesillere bütün güzelliğiyle ulaştırmak hepimizin ortak vazifesidir.
Çünkü dilini koruyan millet, kimliğini de korur; kimliğini koruyan millet ise geleceğine güvenle yürür.
Hoşça kalınız.
Nezih Yıldırım