Mahalle Kavgası 1

Onu evde görenler “Süt dökmüş kedi dedikleri bu çocuk mu ola?” derlerdi. O kadar sakin, o kadar sessiz, o kadar da terbiyeli idi. Bu sessizliğin, sakinliğin tek sebebi babası, daha doğrusu babasının müthiş despotluğu, müthiş sertliği, müthiş baskısı idi.

Çalışkan bir çocuktu. 6 yaşına kadar köyde yaşamış, sonra babasının memuriyeti gereği şehri gelmişlerdi. O zamanlar 3 kardeştiler. Sonra en küçükleri olan Hüseyin doğmuştu: dördüncüsü ve sonuncusu idi. 

Esmer, topluca, çatık kaşlı, iri kemikli idi. Okulda dersleri çok çok iyi idi. 3. Sınıf talebesi olmasına rağmen diğer üst sınıflarla yarışabilecek kadar bilgisi ve okuma yazması gelişmişti. Daha ilkokula gitmeden babası ona eski yazıyı öğretmişti. Eski yazı derken, yalnız Kur’an okuması vardı.

Köyden geldiği yıl, yani daha altı yaşında iken önceleri şehir çocukları tarafından dışlanmıştı. Buna sebep de özellikle şehir çocuklarının oyunlarına, sokak oyunlarına adapte olamaması, onların oyunlarına yabancı olması idi. Şehir çocuklarının oyunları daha çok bir hırsız-polis oyunu olan ve adına “Dakmen” denilen bir çeşit saklambaç oyunuydu. (Dakmen, o yörede yanlış telaffuz edilen ‘olmen’in adıdır. Olmen ise Fransızca ‘Haut les mains’in Türkçe telaffuzudur ve ‘eller yukarı’ anlamına gelir) Bundan başka sigara paketlerinin üst kapağındaki kısmının kesilerek biriktirilen kağıtlarla oynanan, bir oyun daha vardı. Kağıtlar yere çizilen bir dairenin içine yerleştirilir, düz taşlarla üzerine vurarak ya da ittirerek daire dışına çıkartılmasından ibaret olan bir kâğıt oyunuydu bu… “Zambo” çikletlerinden çıkan, üzerinde ünlü futbolcu ve artistlerin fotoğrafları bulunan kağıtlarla oynanan bir başka oyun daha vardı. Bu fotoğraflı kağıtlar avuca sığacak kadar küçük olur ve birer de numara taşırdı.  İşte bu kağıtlarla oynanan bir de “alt mı üst mü” oyunu vardı. Ki birisi alt dediği zaman o kâğıdı kazanması için en alttaki kâğıdın en üstteki kâğıt numarasından büyük olması gerekiyordu. Büyük numarayı bilene karşı kaybeden bir kâğıt borçlanıyordu. 

Bilyelerle oynanan “misket” oyunu, mantar tabancası ile kovboyculuk, sopalarla oynanan “kılıç” oyunu, topla oynanan “yakar top” futbol, topaç, körebe gibi oyunlardı şehir çocuklarının ekseriyetle oynadıkları… O ise bu oyunların çoğuna yabancıydı. Bir tek topaç oyununu biliyordu.

Uzun süre oyunlara katılmadı. Hep uzak durdu. Sakin sakin seyretti hep. Hiç arkadaşı yoktu. Evden çıkar, mahallesindeki oyun oynayan kızlı erkekli çocukları seyrederdi. Mahzun mahzun bir köşede otururdu.

Mahallelerinde, evlerine yakın bir zengin aile vardı. Yerlisiydiler kazanın ve çok zenginlerdi. Soyadları Cedimoğlu idi. Cedimoğulları diye meşhur büyük bir aile, ticaret erbabı idi babaları. Oyun oynadıkları sokak bile Cedimoğulları Sokağı idi.

Bir gün yine mutad-ı veçhile çocuklar oyunlar oynuyor, köylü çocuk onları seyrediyor. Ne oyunlarına karışıyor ne konuşuyor ne müdahale ediyor ne de onlar onu oyuna davet ediyorlardı. Herkes oynayıp zıplarken o bir köşede melul mahzun, elleri çenesinde seyrediyordu. 

Devam edecek
 

YORUM EKLE