KIRŞEHİR

Kültür ve Turizm Bakanlığımızın Eğitim Kültür Genel Müdürlüğünce düzenlenen Eğitim programları çerçevesinde 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrolü Kanunu ile 4734 sayıl Kamu İhale Kanunu ve 4735 Sayılı Kamu İhaleleri Sözleşmeleri Kanunu uygulamaları kapsayan eğitim programını sunmak üzere Kırşehir’e gelmiş gelmiştim.

Şahsıma Kırşehir programı söylendiğinde heyecanla “ne güzel” dedim. Çünkü Kırşehir’den birkaç defa otobüsle geçmiş ama şehir içerisine hiç girmemiştim. Ama Kırşehir’in önemli siyasi simalarından Osman Bölükbaşı ile iki defa röportaj yapmıştım.

Ayrıca; Cacabey ve medresesi ile ilgili araştırmalar yapıp, Neşet Ertaş’ın vefatından sonra “Garip Kalan Tezene” başlığı ile Neşet Ertaş’ı en iyi anlatan yazıyı yazmıştım. Kırşehir’e gelişimde ise Neşet Ertaş’ın manevi huzuruna varmak istiyordum.

Neticede 3 Ekim Sabahı Ankara’dan yola çıktık ve Kırşehir’e 40 km kala, çok eski arkadaşım kendisiyle de yaklaşık 30 yıldır görüşmediğim Muzaffer Atalay’ı aradım.

Kendileri Akpınar ilçesinin içinde ve yolumuz üstünde oturuyorlarmış verdiği adreste kendilerini bulmak zor olmadı.

Eşimle birlikte Muzaffer Kardeşimin evinde bir çay içimi oturduk. Allah sağlıklı ömürler versin gerek Muzaffer Bey gerekse yengemiz çok alaka gösterdiler. Muzaffer beyle 1980’li yıllarda ve 12 Eylül’ün baskıcı dönemlerinde Bağ-Kur muhasebesinde beraber ve ayni serviste çalışmıştık. Kendileriyle o günlere dair samimi bir sohbet ettik. Sohbet esnasında da birçok arkadaşı yâd ettik.

Şirin Akpınar ilçemizden öğle sonu Kırşehir’e hareket ettik ve doğrudan Öğretmenevine yerleştik.

Öğretmenevinde çok sıcak karşılandık ve odamıza yerleşip biraz istirahat ettikten sonra; Kırşehir şehir meydanına resmi adı ile Cacabey meydanına çıktık. Cacabeyin camiye çevrilen medresesinde ikindi namazını, ayni meydanda bulunan diğer bir camide de akşam namazını eda ederek öğretmenevine döndük.

Öğretmenevine geldiğimizde eğitimde görevli arkadaşlarımız da gelmişlerdi. Lobide uzunca çay sohbeti yaptık. Bu arada da Kırşehir’de olduğumuzu duyan Altındağ Belediyesinde bir dönem beraber çalıştığım kardeşimiz Orhan Sümbüle sağ olsunlar bizi yemeğe götürmek için geldiler. Ancak biz yemek yemiştik Orhan beyinde katılımı ile çok güzel sohbet ettik. Kırşehir’in şehirleşmesinden ve kültüründen tabii ki de Neşet Ertaş’tan bahsettik.

Ertesi gün Eğitim vereceğimden istirahata çekildik ve 4 Ekim günü kahvaltımızı yaparak yürüme mesafesindeki İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün konferans salonuna geçtik. Sunum çalışmalarımız zaten hazırdı katılımcılarımızın da salona gelmeleriyle eğitim programına saatinde başladık.

Günlük ders programı sohbet havası içinde dolu ve çok verimli geçti. Derslerin verimli geçtiğini arkadaşlarımızın ilgisinden ve anket sonuçlarından anlıyoruz.

Ders saatleri güzel geçmişti ama Neşet Ertaş’ın memleketinde söz kültürünü görmezlikten gelemezdik. Bizde ders sonunda birkaç şiir okuduk. Eğitim Müdürümüz Saniye yıldırım’da kendi şiirlerinden birkaç yorum yaptı ve eğitime kültür katarak programı tamamladık.

Eğitim programı sonucu İl Müdürümüz sn Eyüp Temur beyefendiyi makamında ziyaret ederek eğitimi tamamladık. İl Müdürlüğümüzden ayrılınca da Ahi Evran’ın türbesini ziyaret ettik iki rekâtta namaz kıldık.

Akşamsa eski dostlardan Orhan Sümbüle’yi evinde ziyaret ettik.

Gerek Orhan Bey gerekse eşleri bacımız bizlere yakın alaka gösterdiler. Şiir programında da anlattığım üzere Orhan beyle geçmişte güzel anılarımız olmuştu. Kardeşimizin izniyle burada özetleyeceğim.

Bir gün yola gidiyorduk;

Orhan kardeşim “Müdürüm kitabınızı okudum güzel şiirlerin var” dedi. Bende Orhan sana bir şiir okuyayım o zaman dedim ve okuduğum şiirde ‘Ömrüce sakladım güllü mendili, tutuştu gönlümde aşkın kandili’ ifadesi geçince durdum ve Orhan hiç güllü mendil aldın mı?” Dedim.

Orhan mahcup bir ifadeyle aynadan baktı ve “almadım müdürüm” dedi. Bende “Orhan güllü mendil almadıysan suyolunda beklemediysen beni nasıl anlayacaksın” demiştim.

Bu olayıda konu ettiğimiz sohbetle çok güzel ve dostça bir akşam geçirdik.Ve öğretmenevine gelerek istirahata çekildik.

NEŞET ERTAŞ’A ZİYARET;

Kahvaltımızı yaptıktan sonra Ankara’ya dönme hazırlıklarımızı yaptık ve yola çıktık. Ama kendimi kültür adamı olarak gören ben!.. Neşet Ertaş’ı anlatan en güzel yazıyı yazmış kişi olarak bu önemli ustanın kabri başına varmadan yapamazdım.

Öğretmenevinin resepsiyon personelinden yol tarifi aldım ve yola koyuldum. Yolda birine sormuştum oda rahmetlinin amcasının oğlu imiş.

Bizimle ilgilendi Neşet Ertaş’ın başına kadar varacak şekilde yolu güzel tarif etti. Başına vardık dilimizin döndüğünce Kur’anı kerimden sureler ve Fatiha’yı şerifi okuduk. Bozlak ustası babası ve hocası Muharrem Ertaş’ın kendi ifadesiyle “ayakucunda” yatıyordu.

Neşet Ertaş’ın kabri çok sade yapılmış ve Kırşehir’e hakim güzel bir tepede. Tamda kendisiyle özdeş tam da bir boz kırda. Kendilerine rahmet diliyorum.

Neşet Ertaş’ın başından ayrıldıktan sonra çalan telefonumda Orhan Sümbüle kardeşim arıyordu. Ve Özbağ kasabasından geçerken yol kenarında bir yere uğrayıp orada bir kasa domates hazırladığını bunu almam gerektiğini söylüyordu.

Aslında hediyeler beni çok mutlu etmiyordu. Çünkü insanların emeğine kıyamıyor ve aldığım bir şeyden rahatsızlık hissediyordum.Ama Orhan kardeşimi de kıramazdım.Oraya uğradım domatesi aldım zaten akşamda kendilerini meşgül etmiştik ama yapacak bir şey yoktu.Allah bu gani gönüllü Anadolu insanına daha çok versin. Anadolu insanı Orhan bir sembol ve çok gani gönüllü.Allah bozmasın.

Yolda birde lahana aldık ve öğlene Cuma namazına Elmadağına yetiştik.Cumadan sonrada Ankara’ya ulaştık.

Kırşehir gezimizde böylece tamamlanmış oldu. Hoşça kalın..

YORUM EKLE