HAFIZADA  KALANLAR

Altmış yaşına gelmiş birden fazla adama, dünyadan ne anladın diye sorsanız, genel olarak hiçbir şey anlamadım cevabını alırsınız.

Nedenini bilmiyorum ama insan yaşadığı dönemde yapamadıklarına bakmadan yeni yapmak istediklerini sayıklar durur. Geçmişin su gibi aktığını bilir, geleceği de hiç gelmeyecek sanır.

            Bir gerçek vardır ki,  geçen zaman insan hafızasında canlılığını korur ve bu anı ve hatıralarını diğer insanlarla paylaşmak ister.

            Bendenizde de böyle bir hal olmalı ki; Bu gün geçmişe dair farklı anılardan veya aklımda kalanlardan bahsetmek istiyorum.

            Öncelikle ifade edeyim ki, tahsil hayatım diğer yüksek tahsil yapan birçok kişiden farklı olmuştur. Bir defa 13 yaşından itibaren lokantalarda veya farklı yerlerde çalışarak kendi harçlığımı kazanmış ve kimseden 5 kuruş harçlık almamışımdır.

            Turizm sektöründe çalışmam da ufkumu açmış ve özellikle de Anadolu Kulübünde çalışmam fırsata dönmüş birçok devlet adamıyla yakın ilişkiler kurma imkânı bulmuşumdur. Anadolu Kulübü Atatürk’ün emriyle Ankara Milletvekilleri ve Senatörlerin bir araya gelerek birlikte kaynaşmalarını sağlamak maksadıyla dernekler kanununa tabi olarak İsmet Paşa ve diğer arkadaşları tarafından kurulmuştur. Atatürk’ün tavla oynarken çekilen resminin de burada çekildiği söylenmektedir. Burası 90’lı yıllara kadar Ankara’daki siyasetin merkezi sayılabilirdi.

            Bendeniz 1970’lı yıllarda memuriyete girinceye kadar burada çalıştım birçok olaylara ve konuşulanlara şahit oldum. Bana gör ilginç olanları da zaman, zaman kaleme aldım ve sizlerle paylaştım.

Bunlarda birkaçını da bu günkü yazımla yeniden paylaşacağım.

Tadımız yok ama şekerimiz iyi.

Bu söz Rahmetli Osman bölükbaşı’na aittir.

Osman Bölükbaşı bir gün meclis koridorundan geçerken İsmet Paşada karşıdan gelmiş ve Bölükbaşına sormuş.

  • Osman Bey nasılsınız?

  • Paşam Tadımız yok, ama Şekerimiz gayet iyi.(Ben bunu biz at Osman Bölükbaşı’ndan naklettim)

     

    Yaramaz Çocuklar:

    1980 yıllarda idi, Süleyman Demirel arkadaşlarıyla yemek yiyor, yemeklerde tabi siyasi mesajlar da verilmesi gerekiyor. Özellikle Parti kurup iktidar olabileceklerini söyleyenlere (konseyin vetosunu kastederek) şu cevabı veriyor.

    —Bir kaplumbağa yürüyormuş. Nereye gidiyorsun diye sormuşlar. O da şu karşı dağın zirvesine çıkacağım” demiş.

  • Peki, sen bu gidişle dağın zirvesine nasıl çıkacaksın, çıkamzasın dendiğinde ise;

  • Çıkarım, çıkarım kendi halime bıraksalar ben çıkarım, ama şu karşı köyde yaramaz çocuklar var, beni sırtüstü çeviriveriyorlar, eğer o yaramaz çocuklar müsaade etseler ben o dağın zirvesine çıkarım” diyormuş.

    Şeklinde anlatarak askeri Konseyden geçip kuruluşu tamamlarsak yani yaramaz çocuklar müdahale etmeseler biz parti kurduğumuzda iktidar oluruz. Diyor.

    Şimdi üst bürokratlar arasında olumsuz geçen işler için kamuda “yaramaz çocuklar var” lafını sıkça duyuyoruz.

  • Umarız sonu hayırlı olur.

     

    Listelerdeki centilmenlik;

    1995 seçimlerindeydi. Refah Partisi Milletvekili aday adaylarını Genel merkeze çağırmış aday tespiti yapıyordu. Refah Partisi Genel Merkezinin önünde bir cami vardı ve namazlar cemaatle kılınırdı.

    Milletvekili adaylarından bir kaç tanesi ikindi namazı cemaatine yetişememiş ve bizde cemaat yapalım demişler. Ama kim imam olacak noktasına gelince; O ona o öbürüne derken herkes imamlığı birbirine teklif ediyor.

    İçlerinden biri de “Arkadaşlar imamlığı ne güzel herkes bir birine teklif ediyor. Şu centilmenliği listelerde gösterebilsek ne iyi olmaz mı diye soruyor.

    Bizde her sahada birazcık centilmenlik gösteriverse  insanlar birbirlerini üzmeseler olmazmı? Diyor ve bu centilmenlik halini hatırlıyoruz.

     

    Selam ve dua ile.

YORUM EKLE